17 Haziran 2015 Çarşamba

Boşver ve Akışına Bırak

  Yine bir mutsuzluk, yine bir memnunsuzluk, yine bir sıkılmışlıkla karşınızdayım sayın seyirciler...
 (Sanki halka sesleniş konuşması yapıyorum.)
  Neyse asıl konuya gelelim. Ben tatile girdim. Ama henüz tatili yaşayamadım. Bi de üstüne üstlük tatili yaşayamadan sıkıldım.
  Şimdi böyle yazınca bu kız belasını istiyor diyorsunuz dimi? Haklısınız. Sanırım hafiften kaşınıyorum.
  Aslında tatile girdiğim yani resmi olarak sınavımın bittiği dakika itibariyle adamakıllı evde oturmadım. Sürekli dışardayım, sürekli bir koşuşturmacanın içindeyim. Yarın hatta yarından sonraki gün bile yapacaklarımın planı hazır, yine boş değilim. Çok yoruluyorum ama yine de sıkılıyorum. Daha doğrusu psikolojim iyi değil bu ara sanırım.
  Neden, derseniz? (Demeseniz bile ben cevabını vercem.)
  Bir kaç sebebi var...        
  1.si o bahsettiğim koşuşturmacalar hep mezuniyet törenleriydi. 4 yakın arkadaşımı mezun ettim. Biri uzatmadı, diğerlerinin uzadı ama en fazla bir dönem belki o bile değil. Ve bu 4 arkadaşım benim 5 yıllık yakın arkadaşlarım. Bu o kadar acı ve üzücü ki... Sanki onlar hiç mezun olmayacak gibi gelirdi bana. Sanki biz hep böyle devam edeceğiz hatta ben bile mezun olmayacam. Okul, bizi birbirimize o kadar çok bağlıyormuş ki... Bugün artık son mezuniyet töreninde kendi mezuniyetimi düşündüm. En yakın arkadaşlarımı, sınıf arkadaşlarımı, hastaneyi... Mezun olduğumda o sevmediğim, sonra sadece okulda muhabbetim olan insanları bile özleyeceğimi farkettim. Öyle bir yalnızlık bulutu sardı ki etrafımı. Gelecek hayatımdan korkmaya başladım. Sanki gelecek çok karanlık ve puslu. O yüzden şu 2 sene hiç geçmesin istiyorum, hiç mezun olmak istemiyorum. Ve de hiçbir arkadaşım da gitsin istemiyorum, hep benim yanımda kalsınlar hep benimle olsunlar.
  2. konuya gelirsek ben bir şeyleri boşveremiyorum. Boşversem biliyorum benden daha rahatı olmayacak, sürekli bunu söylüyorum kendime. Boşver Ecem boşver... İsteyen istediğini yapsın yeter ki kimse dokunmasın sana. Evet biraz aşama kaydettim fakat hala gereksiz yere kendimi geriyorum. Herkes istediğini yapıyor, istediği gibi yaşıyor bense kendimi kasmakla kalıyorum. Bu o kadar acı geliyor ki bana. Umruma takmamak istiyorum hiçkimseyi. 
  3.sü ise hiçbir şey tatmin etmiyor artık. Aradığım, istediğim başka şey biliyorum. Ama bunu o kadar denedim ki her seferinde daha büyük bir umutsuzlukla geri döndüm. Akışına bırakıyorum öyle de olmuyor. Bu sefer eskiye, olmayacak şeylere sarıyorum. Takıntılıyım biliyorum. O takıntımı yenmeye çalışıyorum, yaşanmamışlıkları boşvermeye çalışıyorum. O kadar çok zorluyorum ki kendimi. Bazen amannn ne olacaksa olsun diyorum serbest bırakıyorum kendimi. Bu sefer kendime daha çok söverek, daha sıkı tutarak buluyorum. Öyle bir çıkmaz ki bu. Aklımdan geçen, söylemek istediğim o kadar çok şey var ki... Bunları içimde tutmak zorunda olmak, söyleyememek... O kadar zor ki benim için. Bütün o sözcükleri, cümleleri yutkunup boşvermek ve hayatıma devam etmek zorundayım... Benim gibi hiçbir şeyin içinde kalmamasını söyleyen bir insan için bunun ne kadar zor olduğunu anlayabilirsiniz. Ama o zorunda olmak var ya ondan daha kötü bir şey yok sanırım. 
  İşte böyle bu ara hayatım. Hem arkadaşlık hemde aşk açısından yalnızlık sarmış durumda. 
  O zaman ne diyoruz: Boşver ve Akışına Bırak...

21 Mayıs 2015 Perşembe

Yoruldum.

  Yine kırılma noktalarımdan birindeyim sanırım. Sanırım diyorum çünkü o kadar hızlı değişiyor ki hayatım, kararlarım ve hayatımdaki insanlar. Asla yapmam dediklerimi yapıyorum. Veya asla yapmaz dediğim insanlar bir şeyler yapıyorlar.
  Bu seferki kırılma noktası ne derseniz de bırakmak her şeyi öyle kendi başına. Hani suya yaprağı bırakıp izlersiniz ya aynı o şekilde izlemek hayatımı ve insanları... Elini eteğini çekmek bir bakıma bazı şeylerden. 
  Neden mi? 
  Ben ne kadar zorlasam da ne kadar çabalasam da olması için bazı şeyler gerçekten de sizin elinizde olmuyor. Bunu anladım. 
  Çok çırpındım, gerçekten kendimi çok da aştım. Ama ben ne kadar olsun diye uğraştıysam bir o kadar olmadı. 
  Nasip derler ya hep. 
  Gerçekten de öyle... O yüzden bıraktım ben her şeyi akışına. Nasipsen olursun nasip değilsen olmaz...  
  Ben çok yoruldum.

10 Mayıs 2015 Pazar

Kendi Kabuğuma Çekilmek...

  Bu ara nedenini çözemediğim bir şekilde gergin, sinirli, stresli ve üzgünüm. O kadar değişken ki ruh halim artık. Kimse bana dokunmasın, bişey söylemesin, bişey istemesin istiyorum. Kimse bana tavır yapmasın mesela. Tavır yapanları da tersliyorum çünkü hiç tavır, trip çekecek durumda değilim. O kadar silmeye müsait bir ruh halindeyim ki biri bişi derse tamam deyip çekiliyorum. Mücadele etmek yok, kendimi anlatmaya çalışmak yok. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Bıkmış durumdayım. 
  Bu çevreme de yansıyor farkındayım ama içimden öyle geliyor bunu değiştiremiyorum. Bırakmış durumdayım her şeyi. İsteyen istediğini yapsın istediğini söylesin mesela bana bulaşmasınlar tek isteğim o.
  Kendi kabuğuma çekilmek istiyorum sanırım bu ara. Evet doğru kelime bu; Kendi kabuğuma çekilmek...

22 Mart 2015 Pazar

Güven

  Yine internette dolanırken yüzüme bir tokat gibi çarpan söz:
  'Olgunlaşmak; kimseye ve hiçbir şeye güvenmemeyi öğrenmektir.' 
  Bu söz o kadar iyi anlatıyor ki aslında herşeyi. Hayatımız boyunca hep güvenmek istiyoruz insanlara hep arkamızda durmalarını bekliyoruz. Ama gerçek olan asla bir insana tam olarak güvenmemek. Çünkü bir insana tam olarak güvendiğinizde bütün zayıf noktalarınızı önüne sermiş oluyorsunuz. Ve zamanı geldiğinde o insan işte tam o noktanızda sizi öyle bir vuruyorki feleğiniz şaşıyor. 
  Hep klasiktir ya şu dünyada annen dışında kimseye güvenmeyeceksin diye. Aynen katılıyorum. Şu dünyada bir tek annen vurmaz seni, o da istese çoktan zamanında vurabileceği için. O yüzden ben artık hayatımda kimseye tam olarak güvenmiyorum. Çünkü bir insana ne kadar çok güvenirseniz, ne kadar çok beklenti içine girerseniz o kadar büyük hayal kırıklığı yaşarsınız. 

6 Mart 2015 Cuma

Tesadüf Aşk

  Yine sözleriyle beni anlattığını düşündüğüm bir şarkı...

Sertab Erener - Tesadüf Aşk

Her şey ne kadar hızlı her şey ne çok oturup
İnce şeyler düşünmek için vakit yok
En son ne zaman baktın gökyüzüne
Ne zaman geldin göz göze birisiyle
Ben yine yollar düştüm yine zorlara
Hem korkak hem gözü kara uçlardan uçlara
Ben yine taşlara vurdum deli başımı
Sürüklüyorum kendimi tesadüf aşklara
Yanmışız ama halimiz duman
Yetmiyor zaman aman aman aman
Ne kadar oldu vapurla karşıya geçmeyeli
Oturup bir çay bahçesinde çay içmeyeli
Ne zaman alıştın sen yalan yalan söylemeye
Kendini en seveninden bile gizlemeye
Ben yine yollara düştüm yine zorlara
Hem korkak hem gözü kara uçlardan uçlara
Ben yine taşlara vurdum deli başımı
Sürüklüyorum kendimi tesadüf aşklara
Bir adım atsaydın ben hazırdım halbuki
Kendini bıraksam taşırdın git gellerini
Neden kabuk bağlamaz ki bu gizli yara
Biraz daha dayansaydın sarardık belki
Sürüklüyorum kendimi tesadüf aşklara


28 Şubat 2015 Cumartesi

Aşık olma, Aşk ol!

  Bir şey yaşıyorsan, yapıyorsan tam olmalıdır. Nasıl gerekiyorsa öyle yaşaman gerekir. Doğa bu konuda çok iyi bir öğretmendir. Yağmurda ıslanmak istediğinde, sana ne gerekiyorsa verir. Çıplak ayak yağmurun ortasında dolaş; taşları, dikenleri ile ayağına batar, acı çekebileceğini hatırlatır. Teninde dolaşan rüzgârı ile kuş olursun, mutluluktan uçabileceğini anlatır. Bedenine çarpan yağmur damlaları yüreğini hoplatır, yaşadığını anlarsın; senin de âşık olabileceğini anlatır. Yağmurda dolaşırsın, tamamen içindesindir. Doğa sana her şeyini sunar.
  Aşıkken de tam yaşamalısın, ağla, üzül, berduş ol. Zaman olur ruhun kanatlanır ve bir zaman olur yüreğin büzüşür üzüntüden. Nasıl gerekiyorsa öyle yaşa. Bırak karşındaki sana yalanlar söylesin, oyunlar oynasın; bu senin sorunun değil ki. O eksik kalsın, sen tam yaşa; âşık olma, aşk ol!

“Yürüyorsan sadece yürü”

Osho

21 Şubat 2015 Cumartesi

Çaresiz

  İlk defa bu kadar çaresiz hissediyorum kendimi. İlk defa bu kadar köşeye sıkışmış... İlk defa ağladım biri için ve ilk defa ağzıma geleni söylememek için tutuyorum kendimi bu kadar. Biliyorum ki işler daha da sarpa saracak, daha da karışacak. 
  Ahh bu geceler... Ahh bu şarkılar... Beni daha da kanatan, daha da canımı yakan o şarkılar. 
  Hala kendime bir anlam veremiyorum. Bu, nasıl söyleyeyim farklı bir boyutta artık. O, olduğu kişiden de farklı gözümde. Sanki öyle birisi yokmuş da ben kafamdakileri birinin üstüne geçirmişim gibi. Çok çok ulaşılmaz bir yerde benim gözümde. Ulaşsam aslında o kadar da önemli olmayacak belki de. Giderek daha da büyütüyorum bu şekilde.
  Offf bilmiyorum. 
  Tek istediğim bir an önce geçmesi bu durumun. Bir an önce eski hayatıma dönmek, kafamın rahat etmesi... 
  Bugünün şarkısı da bu olsun o zaman...


Cemil Demirbakan - Ceviz Ağacı

Bir ceviz ağacının gölgesinde uyumak gibiydi seni sevmek.
Gölgen koyu, derdin koyu, iyileşmez kalp ömür boyu.
Düşünmeden konuşmak ve geri alamamak gibiyse kaybetmek
Diller susar sussun pişman, hep en kötüyü arıyor insan.
Kim bilir hangi şehrin ışıkları altında kanatlanıyor ruhun aşka kim bilir.
Biri çıkar da merhem olur diyerek bu yaraya nasıl yanılıyorsun kim bilir.