14 Ağustos 2015 Cuma

Kontrolümü kaybettim...


  Kontrolümü kaybettim... 
  Evet ben, her şeyi kontrol altında tutan plansız hiçbir şey yapmayan ben kontrolümü kaybettim.
  Çok saçma davranıyorum. Geçen seneki Ecem baksa, görse şu halimi gözlerine inanamaz biliyorum. Asla yapmam dediğim şeyleri yaptım, yapmaya da devam ediyorum. Kendimi hiçbir şey için tutmak istemiyorum. Çünkü bu o kadar zor geliyor ki. Kendini sınırlamak, durdurmak... 
  Senelerdir hep bunu yaptım kendime. Her şeyden uzak tuttum kendimi. Duvarlar ördüm kat ve kat. Öyle yapınca kırılmam sandım. Açmadım içimi kimseye. Hep güçlüydü Ecem hep güçlü... Yıkamazdı onu kimse o duvarlar arkasında. Kimseyi almadım içime, korktum çünkü. Kırılmaktan, zayıf görünmekten. 
  Peki bu sene ne mi oldu? 
  Yoruldum... 
  Kendimi tutmaktan, duvarlar örmekten, o duvarlar arkasına gizlenmekten... 
  Tak etti yani canıma. Ne olacaksa olsun dedim. Risk aldım, bir bakıma kumar oynadım. Daha kötü ne olabilir ki dedim. 
  Daha kötüsü mü oldu bilmiyorum ama daha iyisi de olmadı bunu biliyorum. 
  Şimdi o eski kendimi tuttuğum zamanlara dönmek istiyorum. Amaaa bir kez bıraktınız mı kendinizi o eski kontrolü sağlamak daha da zorlaşıyor. 
  Eskiden kendine verdiği sözleri tutan o Ecem yok artık. Sudan çıkmış balık gibiydim, etrafa saldırdım resmen. Şimdi etrafım yarım yarım bir sürü insan. Hiçbiri tam olmuyor. Olmadığı gibi de peşimi bırakmıyor. Olmuyorsa bari bitir diyorum kendime. O gücü bulamıyorum kendimde. 
  Kendimi dinlemeye, kendi kaleme çekilmeye ihtiyacım var. Bunu biliyorum. Ama o istikrarı sağlayamıyorum. Tutamıyorum kendimi. Arada kalmış gibi hissediyorum kendimi.
  Bir yandan diyorum çek elini her şeyden, kendini dinle, yalnız kal. Diğer taraftan yalnız kalmaktan korkuyorum tekrar her şey başa sarıyor. Sürekli kendime söz vermeler, sürekli o sözleri bozmak ve sonuçta tekrar kendime kızmalar...
  Mantığım kalbime hükmedemiyor artık. Takma adı 'Mantık' olan ben bu haldeyim şu an. Boşver diyorum sürekli kendime. Ne olacaksa olsun Ecem daha ne kadar rezil olabilirsin ki diyorum. Evet rezil oluyorum. Sonra o kadar çok kızıyorum ki kendime. Hep senin yüzünden diyorum, kendi kendine yapıyorsun hep bunları.  
  Aslında insanın kendinden daha büyük bir düşmanı yokmuş bunu anladım. Kendimize en büyük zararı biz veriyoruz hep. 
  Buraya boşuna artık yok şöyle olcam, bundan sonra yok şunu yapcam diye yazmıcam. Çünkü biliyorum ki o sözlerde yine tutulmayacak. Ve ben yine kendime kızarak bulucam kendimi. 
  

2 Temmuz 2015 Perşembe

Umut dolu içim...

  Yağmur başladı yarım saat kadar önce... Islatmadan, gürlemeden o kadar narin ve ince yağıyordu ki... Çıktım balkona. Bıraktım kendimi o saflığa... Durur mu anılar, hemen doluştular kafamın içine. Ama bu sefer bende izin verdim girmelerine. Yağmurda beraber yürüdüklerim geldi aklıma. Yine böyle ince ince yağan yağmurda şemsiye açmayı reddetip yavaşça ıslandıklarım... 
  Kızgınlık, hep bir noktaya kadar sizinle geliyor. İnsanoğlu o kadar hazır ki unutmaya, affetmeye, güvenmeye... Zaman geçtikçe hep iyi şeyler kalıyor hafızanızda. Geçmişinize şöyle bir yolculuk yapın, çağırın bütün anıları. Ne kadarı kötü, ne kadarı iyi? Veya ilk aklınıza gelen anı iyi miydi, kötü müydü? `Anı` kelimesi bile bana hep iyi şeyleri ifade eder. Sanki içinde hiç kötülük yokmuş gibi...
  Yine konudan konuya atladım, biliyorum. Niye mi anılara döndüm bu saatte? Çünkü anılar bizi var eden, hayatımızı şekillendiren. Ben o iyilik, güzellik dolu anıları hatırladıkça daha umutla bakmaya başladım hayata. İçim, uzun süredir olmadığı kadar sakin, rahat ve umut dolu... Yüzümde belki 1 saattir süren aptal bir gülümseme var. O kadar uzun zaman olmuş ki böyle hissetmeyeli. O kadar çok yıprattım ki kendimi. Ama şu an kendimi çok değerli hissediyorum. 
  Ve gerçekten de hiçkimse kendinizden daha değerli değil. 
  

28 Haziran 2015 Pazar

Yoruldum.

  Mutsuzum... 
  Nasıl bu kadar dengesiz ruh halinde olmayı başarıyorum bende anlamış değilim.
  Artık tam anlamıyla mutlu olamıyorum, hiçbir şey beni mutlu etmiyor. Biliyorum daha da Allah'tan belanı mı istiyorsun diyeceksiniz. Farkındayım. Şu an benim yerimde olmak isteyen bir sürü insan olabilir. Ama hep bir yanım eksik... 
  Gerçekten çok uğraşıyorum böyle düşünmemek için. Ama hep bu saatler hep bu yalnız zamanlar... Giriyor tekrardan kafama bu düşünceler... Yeter diyorum içimden yeter artık!!! Ne olacaksa olsun hayatımda. Bırakmak istiyorum kendimi. Tutmaktan, mücadele etmekten çok yoruldum... 

17 Haziran 2015 Çarşamba

Boşver ve Akışına Bırak

  Yine bir mutsuzluk, yine bir memnunsuzluk, yine bir sıkılmışlıkla karşınızdayım sayın seyirciler...
 (Sanki halka sesleniş konuşması yapıyorum.)
  Neyse asıl konuya gelelim. Ben tatile girdim. Ama henüz tatili yaşayamadım. Bi de üstüne üstlük tatili yaşayamadan sıkıldım.
  Şimdi böyle yazınca bu kız belasını istiyor diyorsunuz dimi? Haklısınız. Sanırım hafiften kaşınıyorum.
  Aslında tatile girdiğim yani resmi olarak sınavımın bittiği dakika itibariyle adamakıllı evde oturmadım. Sürekli dışardayım, sürekli bir koşuşturmacanın içindeyim. Yarın hatta yarından sonraki gün bile yapacaklarımın planı hazır, yine boş değilim. Çok yoruluyorum ama yine de sıkılıyorum. Daha doğrusu psikolojim iyi değil bu ara sanırım.
  Neden, derseniz? (Demeseniz bile ben cevabını vercem.)
  Bir kaç sebebi var...        
  1.si o bahsettiğim koşuşturmacalar hep mezuniyet törenleriydi. 4 yakın arkadaşımı mezun ettim. Biri uzatmadı, diğerlerinin uzadı ama en fazla bir dönem belki o bile değil. Ve bu 4 arkadaşım benim 5 yıllık yakın arkadaşlarım. Bu o kadar acı ve üzücü ki... Sanki onlar hiç mezun olmayacak gibi gelirdi bana. Sanki biz hep böyle devam edeceğiz hatta ben bile mezun olmayacam. Okul, bizi birbirimize o kadar çok bağlıyormuş ki... Bugün artık son mezuniyet töreninde kendi mezuniyetimi düşündüm. En yakın arkadaşlarımı, sınıf arkadaşlarımı, hastaneyi... Mezun olduğumda o sevmediğim, sonra sadece okulda muhabbetim olan insanları bile özleyeceğimi farkettim. Öyle bir yalnızlık bulutu sardı ki etrafımı. Gelecek hayatımdan korkmaya başladım. Sanki gelecek çok karanlık ve puslu. O yüzden şu 2 sene hiç geçmesin istiyorum, hiç mezun olmak istemiyorum. Ve de hiçbir arkadaşım da gitsin istemiyorum, hep benim yanımda kalsınlar hep benimle olsunlar.
  2. konuya gelirsek ben bir şeyleri boşveremiyorum. Boşversem biliyorum benden daha rahatı olmayacak, sürekli bunu söylüyorum kendime. Boşver Ecem boşver... İsteyen istediğini yapsın yeter ki kimse dokunmasın sana. Evet biraz aşama kaydettim fakat hala gereksiz yere kendimi geriyorum. Herkes istediğini yapıyor, istediği gibi yaşıyor bense kendimi kasmakla kalıyorum. Bu o kadar acı geliyor ki bana. Umruma takmamak istiyorum hiçkimseyi. 
  3.sü ise hiçbir şey tatmin etmiyor artık. Aradığım, istediğim başka şey biliyorum. Ama bunu o kadar denedim ki her seferinde daha büyük bir umutsuzlukla geri döndüm. Akışına bırakıyorum öyle de olmuyor. Bu sefer eskiye, olmayacak şeylere sarıyorum. Takıntılıyım biliyorum. O takıntımı yenmeye çalışıyorum, yaşanmamışlıkları boşvermeye çalışıyorum. O kadar çok zorluyorum ki kendimi. Bazen amannn ne olacaksa olsun diyorum serbest bırakıyorum kendimi. Bu sefer kendime daha çok söverek, daha sıkı tutarak buluyorum. Öyle bir çıkmaz ki bu. Aklımdan geçen, söylemek istediğim o kadar çok şey var ki... Bunları içimde tutmak zorunda olmak, söyleyememek... O kadar zor ki benim için. Bütün o sözcükleri, cümleleri yutkunup boşvermek ve hayatıma devam etmek zorundayım... Benim gibi hiçbir şeyin içinde kalmamasını söyleyen bir insan için bunun ne kadar zor olduğunu anlayabilirsiniz. Ama o zorunda olmak var ya ondan daha kötü bir şey yok sanırım. 
  İşte böyle bu ara hayatım. Hem arkadaşlık hemde aşk açısından yalnızlık sarmış durumda. 
  O zaman ne diyoruz: Boşver ve Akışına Bırak...

21 Mayıs 2015 Perşembe

Yoruldum.

  Yine kırılma noktalarımdan birindeyim sanırım. Sanırım diyorum çünkü o kadar hızlı değişiyor ki hayatım, kararlarım ve hayatımdaki insanlar. Asla yapmam dediklerimi yapıyorum. Veya asla yapmaz dediğim insanlar bir şeyler yapıyorlar.
  Bu seferki kırılma noktası ne derseniz de bırakmak her şeyi öyle kendi başına. Hani suya yaprağı bırakıp izlersiniz ya aynı o şekilde izlemek hayatımı ve insanları... Elini eteğini çekmek bir bakıma bazı şeylerden. 
  Neden mi? 
  Ben ne kadar zorlasam da ne kadar çabalasam da olması için bazı şeyler gerçekten de sizin elinizde olmuyor. Bunu anladım. 
  Çok çırpındım, gerçekten kendimi çok da aştım. Ama ben ne kadar olsun diye uğraştıysam bir o kadar olmadı. 
  Nasip derler ya hep. 
  Gerçekten de öyle... O yüzden bıraktım ben her şeyi akışına. Nasipsen olursun nasip değilsen olmaz...  
  Ben çok yoruldum.

10 Mayıs 2015 Pazar

Kendi Kabuğuma Çekilmek...

  Bu ara nedenini çözemediğim bir şekilde gergin, sinirli, stresli ve üzgünüm. O kadar değişken ki ruh halim artık. Kimse bana dokunmasın, bişey söylemesin, bişey istemesin istiyorum. Kimse bana tavır yapmasın mesela. Tavır yapanları da tersliyorum çünkü hiç tavır, trip çekecek durumda değilim. O kadar silmeye müsait bir ruh halindeyim ki biri bişi derse tamam deyip çekiliyorum. Mücadele etmek yok, kendimi anlatmaya çalışmak yok. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Bıkmış durumdayım. 
  Bu çevreme de yansıyor farkındayım ama içimden öyle geliyor bunu değiştiremiyorum. Bırakmış durumdayım her şeyi. İsteyen istediğini yapsın istediğini söylesin mesela bana bulaşmasınlar tek isteğim o.
  Kendi kabuğuma çekilmek istiyorum sanırım bu ara. Evet doğru kelime bu; Kendi kabuğuma çekilmek...

22 Mart 2015 Pazar

Güven

  Yine internette dolanırken yüzüme bir tokat gibi çarpan söz:
  'Olgunlaşmak; kimseye ve hiçbir şeye güvenmemeyi öğrenmektir.' 
  Bu söz o kadar iyi anlatıyor ki aslında herşeyi. Hayatımız boyunca hep güvenmek istiyoruz insanlara hep arkamızda durmalarını bekliyoruz. Ama gerçek olan asla bir insana tam olarak güvenmemek. Çünkü bir insana tam olarak güvendiğinizde bütün zayıf noktalarınızı önüne sermiş oluyorsunuz. Ve zamanı geldiğinde o insan işte tam o noktanızda sizi öyle bir vuruyorki feleğiniz şaşıyor. 
  Hep klasiktir ya şu dünyada annen dışında kimseye güvenmeyeceksin diye. Aynen katılıyorum. Şu dünyada bir tek annen vurmaz seni, o da istese çoktan zamanında vurabileceği için. O yüzden ben artık hayatımda kimseye tam olarak güvenmiyorum. Çünkü bir insana ne kadar çok güvenirseniz, ne kadar çok beklenti içine girerseniz o kadar büyük hayal kırıklığı yaşarsınız.