31 Temmuz 2014 Perşembe

:@

  O kadar bağırmak, o kadar yüzlerine ağzıma geleni söylemek istiyorum ki... Olmuyor. Tek yapabildiğim ağlamak. Tek yapabildiğim bu.
  Bu doğumgünümü de en kötü geçenler arasına yerleştirdim... O kadar kızgınım o kadar kırgınım ki onlara... Alamıyorum bir türlü hıncımı. Onlara göre böyle hissetmem bile suç belki. Bi insan kendi doğumgününde bu kadar ağlatılır mı ya. Herşeyin bana göre olması, benim için olması gerekmez mi? 
  Bütün o kutlama saçmalıkları bütün o pasta almalar hepsi Ecem ilerde laf etmesin, bişi demesin diye. Nerede samimiyet? İnsanın kendi ailesi bunu yapar mı? Gelmiş bi de annem beni suçlu çıkarıyor. Neymiş bir bakıma babamla ödeşmişiz... Ki bu konuyla hiç mi hiç alakası olmayan birşeyle. Alamıyorum sinirimi alamıyorum şu an o kadar bişileri kırıp dökmek parçalamak, o kadar bağırmak istiyorum ki.
  İstemiyorum onlardan gelecek doğumgünü kutlamasını. Hiçbir şey olmamış gibi gülmek ve üflemek mumları. Midemi bulandırıyor. 
  NEFRET EDİYORUM...

20 Temmuz 2014 Pazar

Acaba?..

  Acaba sende beni benim seni düşündüğüm kadar düşünüyor musun?
  Acaba sende beni benim seni istediğim kadar istiyor musun?
  Acaba sende beni benim seni sevdiğim kadar seviyor musun?


17 Temmuz 2014 Perşembe

Halama Veda...

  Bazı şeyleri yazmak o kadar kolay olmuyor bazen... İnsanın boğazına düğümleniveriyor kelimeler. Bu yazıyı o kadar düşündüm ki, o kadar yazmak istedim ki... Hep birşeyler durdurdu beni. Fakat bunu yazmadan, içimdekileri anlatmadan hayatıma devam etmem de mümkün değildi.
  Bu yazı ne aşk, ne sevgi ne de dostlukla ilgili. Bu yazı benim halama veda yazım...
  En son yazımda bahsettiğim, o ölüm haberini beklediğim kişiydi Halam. O yazıdan 1 gün sonra, ben eve döndüğüm gün öldü. Sanki beni beklemiş gibi, sanki bana son vedasını yapmış gibi...
  Hayat o kadar garip ki siz ne kadar kendinizi hazırlasanız da; 'hayır dur çekeceğin acı var daha' diyor. İnsan bir tek ölüme hazırlayamıyor kendini, bir tek ona alışamıyor... Ben ne kadar yolda gelirken kendimi hazırlamaya çalışsam da olmadı, acım azalmadı. Onun o soğuk bedenini görünce bütün düşünceler yok oldu sadece acı kaldı. O, hastanede tek başına öldü... Tek başına. Acaba çok acı hissetti mi ölürken? Nasıl öldü? Sürekli bunlar dolanıyor kafamda...
 İnsan birini kaybettiğinde şunu soruyor kendine hep; bir anda kaybetmek mi, yavaş yavaş ölümünü seyretmek mi? Bunun tercihini biz yapamıyoruz ama hangisi daha az acıtır insanın canını. Bir anda kaybettiğinde geçiremediğin onca zamana mı yanmak, yoksa sevdiğin insanın gözlerinin önünde yavaş yavaş ölümünü mü seyretmek? 
  Biz o yavaş yavaş, bağıra bağıra geçen zamanı yaşadık. Halam tam 8 ay boyunca acı çekti. Tam 8 ay her gün bağırdı, her gün. Bazen keşke aniden kaybetmiş olsaydık diye düşündük, keşke bu lanet hastalık onu bulmasaydı, keşke ne bileyim bir anda trafik kazasında ölseydi. Biz hep o mutlu, gülen gözlerini hatırlasaydık. Bu öyle bir çaresizlikti... Gözünüzün önünde acı çekiyor, bu hastalık onu yiyip bitiriyor ama sizin elinizden hiçbir şey gelmiyor. Emin olun düşmanımın başına gelmesini istemezdim o lanetin. Bu hastalığın tek kurtuluş yoluydu ölüm... İnsan birinin ölümünü ister mi? En sevdiğin, gözünün içine baktığın kişinin ölümünü... Ben istedim. Acılarının bitmesinin tek yolu buydu çünkü. Ve öldüğü gün o kadar büyük bir suçluluk duygusu hissettim ki. Ben istediğim için ölmüş gibi hissettim hep. 
  Evet biliyorum bu yüzden ölmedi fakat atamıyorsunuz içinizden. Hala onun o hastane odasındaki yüzü, sesi, o bana 'beni kurtar' diyen gözleri aklımda... Şu an bu yazıyı yazarken bile sanki o hala hastanedeymiş gibi geliyor. Sanki yarın yanına gitmem gerekiyormuş gibi.
  Ben ilk defa bu kadar yakınım olan birini kaybettim. Ben ilk defa 'ölüm'ün ne demek olduğunu bu kadar iyi anladım. İlk defa o sürekli gördüğünüz, çok sevdiğiniz insanın buz gibi, poşete sarmalanmış morga gidişini gördüm. İlk defa bu kadar çok ağladım. İlk defa birinin mezara verilişini izledim. Annemin, kuzenimin bağırışları hala kulağımda... O tabut gözlerimin önünde...
  Bu öyle bir yangın ki sönmüyor hiç... Hep bir yanınız kabullenemiyor. 'Nasıl olur ya o hala kafamın içinde bana bakıyor' diyor. O ölmedi diyor. Sonra gerçekler yüzünüze tokat gibi çarpıyor. O artık yok... Gitti... Acıları bitti... Ah be Halam ahh... Kuş gibi uçtun gittin artık...
  O gün kuzenimin yerinde olmadığım için o kadar şükrettim ki halime... Onun o çığlıkları... 
  İnsan ailesi sonsuza kadar yanında olacak diye düşünüyor hep. Hele anne... O bizi hiç bırakmaz gibi geliyor, herkes gitse o gitmez... O hep bizim yanımızda olur. 
  Ben tam tersini aklımın ucundan bile geçirmek istemiyorum. Onların yokluğunu düşünmek bile istemiyorum.
  Keşke tüm sevdiklerimiz hep bizimle birlikte yaşasa, hiç ölmeseler, bizi hiç terketmeseler.
  Güle güle be Halam... Bu dünyada çok çektin öbür tarafta rahat uyu... Mekanın cennet olsun...

2 Temmuz 2014 Çarşamba

.

  Şu an o kadar karışık duygular içindeyim ki... Birinin ölüm haberini bekliyorum resmen ondan kilometrelerce uzakta. Onun için üzülsem mi sevinsem mi bilmiyorum. Gidemiyorum onu son kez göremiyorum. Yanında olamıyorum. Burada öylece oturmuş haberini bekliyorum. Bu nasıl bir durumdur bu nasıl bir acıdır. Kendimi suçlu hissediyorum onun böyle haberini beklediğim için yanında olamadığım için. Onunla zamanında yeteri kadar zaman geçiremediğim için. Her an onun ölüm haberi gelebilir bense bambaşka bir şehirdeyim.