Aslında hepimizin o kadar çok ihtiyacı var ki sevgiye... Bitip bilmeyen bir istekle sürekli istiyoruz onu... Deli gibi insanlardan sevgi dileniyoruz. En ufak bir sevgi kıpırtısı gördüğümüzde bağlanmamızın sebebi bu belki de. Kaybetmemek için o nadir bulunan şeyi... Bütün varlığımızla bağlanıyoruz ona... Bile bile lades diyoruz kimi zaman en olmayacak kişilerle... Hep belki beni biraz daha sever diye. Onları gözümüzde bu kadar büyüten, yücelten de biziz aslında. Olmadıkları kişiler olduklarını görünce de bütün yaygarıyı koparıyoruz... Kimse bize öyle olduklarını söylemedi. Ama hep bir acaba var ya o içimizde bizi yiyip bitiren 'belki bu sefer buldum o beni sonsuza kadar seveni' diyen... Bütün suç ondadır belki de.
Bulduğumuz o en küçük fırsatları bile değerlendirmek istiyoruz. Hayal kırıklığına uğradıkça daha bir korkar oluyoruz o fırsatlardan. Daha bir çekinerek yaklaşıyoruz onlara. 'Ya bu da öncekiler gibi olursa' diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Ve hayal kırıklıkları arttıkça daha bir kaçar oluyoruz... Önümüze çıkan koskocaman fırsatlar için bile cesaretimiz kalmıyor kimi zaman. Geçmiş geleceğimizi elimizden alıyor.
Bana göre insanların ne kadar doğru olmaları değilde ne zaman ortaya çıktıkları daha önemli. Siz istediğiniz kadar doğru olun, kalbi birçok kez kırılmış olan birini ikna etmeniz o kadar da kolay olmayacaktır çünkü...
Hayal kırıklıkları mantığı, kalbin önüne geçirir çoğu zaman.
1 Haziran 2014 Pazar
Nev - Toy
Biz aşkı filmlerden fragmanlardan öğrendik
Afişlerdeki kalbi kırık yitik gençtik
Sonu belli senaryoda hep başroldeydik
Toyduk daha toy
Oysa aşk tutulacak bir sözden daha çok
Yaşanacak bir masal evvel zamanında
Sen sen ol aşkı tarif etme yaşa
Olur ya sözler unutulur ya da hayat
Biz aşkı hep hüzünlü şarkılardan
Biz aşkı hep kaybedenlerden dinledik
Soruyorsun ya neden diye belki de
Oysa aşk tutulacak bir sözden daha çok
Yaşanacak bir masal evvel zamanında
Sen sen ol aşkı tarif etme yaşa
Olur ya sözler unutulur ya da hayat
Afişlerdeki kalbi kırık yitik gençtik
Sonu belli senaryoda hep başroldeydik
Toyduk daha toy
Oysa aşk tutulacak bir sözden daha çok
Yaşanacak bir masal evvel zamanında
Sen sen ol aşkı tarif etme yaşa
Olur ya sözler unutulur ya da hayat
Biz aşkı hep hüzünlü şarkılardan
Biz aşkı hep kaybedenlerden dinledik
Soruyorsun ya neden diye belki de
Oysa aşk tutulacak bir sözden daha çok
Yaşanacak bir masal evvel zamanında
Sen sen ol aşkı tarif etme yaşa
Olur ya sözler unutulur ya da hayat
26 Mayıs 2014 Pazartesi
...
Bilgi sahibi olmadan fikirlerle dolmuşuz.
Bir yerlerde bir çift elin tuttuğu silahta KURŞUN olmuşuz.
Kalem sahibi olmadan kılıçlar kuşanmışız..
Yaşanıp yaşatmak dururken, hem ÖLMÜŞ hem KATİL olmuşuz.
Gözlerimiz var ama, görmek istemedikçe...
Yüreklerimiz var ama hissetmedikçe...
Hiç ıslanmadan yüzmek ne kadar mümkünse...
Hiç yanmadan ateşle ne kadar oynanabilirse...
İçinde yaşamak varken, teğet geçmek dünyaya...
İşte bana öyle geliyor. ÇÜNKÜ ZAMAN GEÇİP GİDİYOR.
Avuçlarında hissetmek varken...
Birilerinin ellerini sıkıca tutup sevmekten, güvenmekten korkar olmuşuz..
Kapıları kapatmak yetmemiş. Kepenkler indirmişiz.
Bir küçük asma kilitle İNSANI İNSAN ŞERRİNDEN SAKINMIŞIZ...
Kapıları kapatmak yetmemiş. Kepenkler indirmişiz.
Bir küçük asma kilitle İNSANI İNSAN ŞERRİNDEN SAKINMIŞIZ...
Tahir İle Zühre Meselesi
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Nazım Hikmet
3 Mayıs 2014 Cumartesi
''Hançer benim, yara bende'' (Baudelaire)
Kendimizi, gerçek kimliğimizi, bununla ilgili güçlü sezgilerimizi affedemiyor, unutamamanın öfkesiyle hançerleşerek kendi hapishanemizin duvarları olan ruhumuzu yırtmaya uğraşıyorduk.
Ne gerçeğimizden memnunduk ne de gerçeğimizi değiştirebiliyorduk.
İnkar etmeye uğraşarak, unutmaya çabalayarak ve imkansız bir kaçış için koşarak kendimize bir hayat inşa ediyorduk.
Bir başkası olduğunu sanarak yaşamanın ve kendini buna bir yanıyla inandırırken bir yanıyla da gerçeği bilmenin zorluğu içindeki dehşetli mucize ise zaman zaman bir başkası olmayı başararak hayattan mutluluk damlaları sağlamaktı.
Öfkelerimizi, acılarımızı, vicdan azaplarımızı, intikam isteklerimizi, şımarıklıklarımızı unuttuğumuz anlardı bunlar ve bu muhteşem unutuşu sürekli hatırlamak istiyorduk.
Ama unutmanın zorluğu gibi hatırlamanın da zorluğu vardı; bir ses, bir şarkı, rüyalarımıza karışan bir kabus, bir resim, bir bakış bize hatırlamak istediğimizi unutturuyor, kendi gerçeğimizi sezgilerin pusları arasından çekip çıkartıyor, bizi kendi gerçek varlığımızın yansımalarıyla yüz yüze bırakıyordu.
Ne gerçeğimizden memnunduk ne de gerçeğimizi değiştirebiliyorduk.
İnkar etmeye uğraşarak, unutmaya çabalayarak ve imkansız bir kaçış için koşarak kendimize bir hayat inşa ediyorduk.
Bir başkası olduğunu sanarak yaşamanın ve kendini buna bir yanıyla inandırırken bir yanıyla da gerçeği bilmenin zorluğu içindeki dehşetli mucize ise zaman zaman bir başkası olmayı başararak hayattan mutluluk damlaları sağlamaktı.
Öfkelerimizi, acılarımızı, vicdan azaplarımızı, intikam isteklerimizi, şımarıklıklarımızı unuttuğumuz anlardı bunlar ve bu muhteşem unutuşu sürekli hatırlamak istiyorduk.
Ama unutmanın zorluğu gibi hatırlamanın da zorluğu vardı; bir ses, bir şarkı, rüyalarımıza karışan bir kabus, bir resim, bir bakış bize hatırlamak istediğimizi unutturuyor, kendi gerçeğimizi sezgilerin pusları arasından çekip çıkartıyor, bizi kendi gerçek varlığımızın yansımalarıyla yüz yüze bırakıyordu.
Ahmet ALTAN
Sus Artık Sesim
Kendimizi olduğumuzdan başka biri sanarak yaşarız hepimiz ama bir yanımız aslında kim ve ne olduğumuzu hep bilir, bütün hayatımız da, gerçekleri söyleyen içimizdeki o haini susturmaya uğraşmak, onu yatıştırmaya çabalamak ve kendimizden kaçmakla geçer.
Hayatın ne olduğunu bana sorarsanız; size uzun bir kaçış olduğunu söylerim.
Bütün o övünmelerimiz, kızgınlıklarımız, başkalarını suçlamalarımız, kendimize acımalarımız, anlaşılmadığımızdan yakınmalarımız, nedensiz kederlerimiz bir kalebendin imkansız kaçış çabalarından başka nedir ki?
Bizi kendimizden kaçıracak, özgürlüğe, bizsizliğe götürecek olan arabamıza koştuğumuz iki muhteşem ve güçlü at, Unutuş ve Hatırlayıştır.
Kendimiz olduğumuz anları unutmak, kendimizi başkası sandığımız anları hatırlamak isteriz.
Ama atlarımız ne yazık ki umduğumuz kadar uysal değildir, beklenmedik anlarda şahlanarak, kişneyerek, istemediğimiz yollara saparak, birbirlerinin yerine geçerek bizi, duvarları bizim benliğimizden örülmüş büyük hapishanenin içinde döndürür dururlar.
Hayatın ne olduğunu bana sorarsanız; size uzun bir kaçış olduğunu söylerim.
Bütün o övünmelerimiz, kızgınlıklarımız, başkalarını suçlamalarımız, kendimize acımalarımız, anlaşılmadığımızdan yakınmalarımız, nedensiz kederlerimiz bir kalebendin imkansız kaçış çabalarından başka nedir ki?
Bizi kendimizden kaçıracak, özgürlüğe, bizsizliğe götürecek olan arabamıza koştuğumuz iki muhteşem ve güçlü at, Unutuş ve Hatırlayıştır.
Kendimiz olduğumuz anları unutmak, kendimizi başkası sandığımız anları hatırlamak isteriz.
Ama atlarımız ne yazık ki umduğumuz kadar uysal değildir, beklenmedik anlarda şahlanarak, kişneyerek, istemediğimiz yollara saparak, birbirlerinin yerine geçerek bizi, duvarları bizim benliğimizden örülmüş büyük hapishanenin içinde döndürür dururlar.
O hapishanenin dışına çıkmazlar.
Ahmet ALTAN
Aşk dediğin elbet bir yol bulur...
Bugün yine duygusallığın dibine vurdum sanırım... Deli gibi AŞIK olmak istiyorum. Gel gör ki bunu anlayan yok... Neyse diyelim... Bugün bin defa dinlediğim bir şarkıyı paylaşayım bari... Belki bulupta aşık olamayan vardır ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
