2 Şubat 2016 Salı

Nasip, Kısmet

  Evetttt bugünkü taktığım konu şu yapmacıktan, sahte ayrılma mevzuları... Hani şu karşı tarafı çok düşündüklerini söyleyen ama zerre umurlarında olmayan. 
  Özellikle şu sözde karşı tarafı çok düşündükleri için sevmedikleri halde ilişkiye devam eden, bi türlü ayrılalım diyemeyenler. Bana göre bu durumlar ilişkilerdeki en büyük kandırmacalar. Boşuna umut vermek, hayaller kurdurtmak. Ve bu durum ne kadar uzun sürerse karşı taraf bir o kadar yaralanıyor. Hele bir de başka bir ilişkide girmişse araya vay haline...
  Benim başıma gelmedi çünkü sadece 1 tane sevgilim oldu, kısa süreli o da. Fakat çevremden çok duymaya başladığım bi durum bu. 
  Hem ayrıca nedir bu karşı taraf çok üzülür, bensiz yapamaz, beni çok seviyor halleri. Nasıl bir egodur bu? Dünyada senden başka adam mı kalmadı? Bulunmaz Hint kumaşı mısın yani? Hiçkimse vazgeçilmez, unutulmaz değildir bu dünyada... Ayrıca kimsenin bir başkasının kaderiyle oynamaya hakkı yok bence. Nerden biliyorsun belki sen o karşındaki kişinin önünü kapatıyorsun, belki o kişi hayatının aşkı ile karşılacak. Çok mutlu olacak, belki de evlenecek! Sizin çevrenizde de olmuyor mu böyle, görmüyor musunuz? Yıllarca birbirini çok seven, aşık olan çiftler bir anda ayrılıp anında başka insanlarla evlenip yıllarca süren  mutlu evlilikler yapmıyorlar mı? Hatta çevremdeki o yıllarca sevgili olup evlenen çiftler daha çabuk boşanıyorlar. Benim kendi düşüncem zaten evleneceğin insanla yıllarca sevgili olunmamalı. Zaten herşeyini biliyorsun, bir sürprizi heyecanı kalmıyor yani. 
  Velev ki çevremde böyle durumda olan arkadaşlarıma da söylediğim şeyleri buraya da yazayım dedim. Belki size de yardımı dokunur, başka bir bakış açısından bakmanızı sağlar. Kimin kısmetinin ne zaman karşına çıkacağı hiç ama hiç belli olmaz bunu sakın unutmayın. Engel olmayın insanlara... ;)

21 Kasım 2015 Cumartesi

Bekle dedi gitti...

  Bu ara deli gibi dinlediğim bi şarkı var ve onu burada paylaşmadan geçemeyeceğim. Ama siz zaten dinlemişsinizdir onu :) Dinlemediyseniz eğer en az 5 kere dinlersiniz diye düşünüyorum. Aşırı bağımlılık yapıyor kendileri :)


Kaan Tangöze - Bekle Dedi Gitti
Bekle dedi gitti.
 Ben beklemedim.
 O da gelmedi.
 Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.


12 Kasım 2015 Perşembe

Kararlı bir ben.

  Evettt yine ben... :) 
  Aslında şu an harıl harıl yarınki sözlü sınavım için ders çalışıyor olmam lazım ama dayanamadım dedim yazayım. :)
  Uzuncaaa bir süre sonra ilk defa kendime verdiğim sözleri yerine getiriyorum. Amannn nazar değmesin!!!
  Neymiş bu sözler derseniz? Aslında biliyorsunuz. :) [Bakınız :)]
  Buraya o kadar kendimden umutsuz bir şekilde yazmıştım ki, dedim yine boşa bu çabalar. Ama ciddi anlamda çok duruldum ve kararlarımın arkasında duruyorum. Tabi bunda yoğun bir hayatım olmasınında payı var. ( Eskiden de hep çok yoğun olduğumu söylerdim ama ciddi anlamda hem okul hemde dersane sayesinde inanın kendimi bile zor görüyorum. Ayy tam bir iş kadını edasıyla konuştum. :D )
  Yoğun hayatım dışında iki faktör daha var. Onlar da gerçekten karşıma düzgün biri çıkmayışı ve artık yeni bir insanla konuşmaya, görüşmeye enerjimin olmayışı...
  Evet böyle yazınca yine çok büyük ve çok iç karartıcı laflar ediyormuşum gibi gelebilir. Ama şu an hissettiklerim bunlar. 
  Düzgün biri diye tabir ettiğim kişiyi aslında bende tam olarak bilmiyorum. Hatta öyle biri bu dünyada var mı ondan bile emin değilim. Sanırım tek emin olduğum nokta bana 'Güven' vermesi. Bunu belki bu blog aracılığıyla defalarca söyledim. Güvenmek istiyorum. Söylediği sözün, yaptığı davranışın altında hiçbir şey aramadan sadece güvenmek. Sadece sevgililik anlamında değil. Şöyle bir bakın çevrenize. Sizin en yakınınızda olan insanların (aileniz dahil) en büyük ortak noktası ne? Niye size bu kadar yakınlar? Niye en utanılacak sırlarınızı dahi biliyorlar? Siz onlara bu kadar güvenmeseniz emin olun 2 dakika yanınızda duramazlar. 
  O kadar da ümitsiz vaka değilim canım. Benimde etrafımda çok güvendiğim insanlar var. İşte benim istediğim; onlara güvendiğim kadar güvenebileceğim birini almak hayatıma. Çok mu zor sizce? Evet, gerçekten zor. Her konuştuğum insan bundan o kadar şikayetçi ki. Madem diyorum güven duymaya aç bu kadar insan var neden birbirlerini bulmuyorlar? Maalesef biz insanoğlu (özellikle kadınlar) hep nerede uç, nerede böyle en güvenilmeyecek insan var onlara aşık oluyoruz. Bize, 'güven bana' diye bangır bangır bağıran, üstüne bir tek yazı asmadığı kalan insanları görmüyor ya da görmezlikten geliyor, gidip o seni aldatıcam diyenlerin boynuna atlıyoruz. Haksız mıyım? Eee haliyle sonra ağlayıp sızlayıp, içine kapanıp daha güvensiz bireyler olarak hayatımıza devam ediyoruz. 
  Size bu anlattıklarımın aynısını bende yapıyorum. Ve biliyorum ki yine yapacağım. Öyle uslanmaz insanlarız ki biz... Hep belki benle beraberken değişir diye umutlanıp sonra değişmeyince karşı tarafa bir ton laf eden de biziz... Hadi dürüst olalım ;) 
  Ben inanıyorum ki bunları kendimize ne kadar çok itiraf eder, ne kadar çok kabullenirsek hata yapma olasılığımızda bir o kadar azalacak. Ve etrafımızda o 'bana güven' diye bağıran insanları o kadar farketmeye, onlara şans vermeye başlayacağız. Buna dış güzellikten ziyade iç güzelliği görmek deniyor sanırım ;)
  Bu kadar umutlu konuşmadan sonra diğer faktöre gelelim: Benim yeni insanlarla tanışmaya gücümün kalmayışı... Bu konuda o kadar büyük bir sıkılmışlık ve boşvermişlik içindeyim ki anlatamam. Belki de bunca zaman sözlerimin arkasında durmamın en büyük etkeni bu sıkılmışlık. Yeni biriyle olan tanışma sonra o 'flört'leşmeler filan o kadar zor geliyor ki artık bana. Aynı şeyleri bir daha bir daha anlatmak, aynı yollardan geçmek... Eski samimiyeti de vermiyor artık. Resmen birine cv'ni göstermek, anlatmak gibi bir şey bu benim için. Hatta diyorum ki bazen; yaz Ecem kızım bilgisayarda bütün hayatını, ver adamın eline de ki 'ben böyleyim, kabul ediyorsan başlayalım yok etmiyorsan da hadi beni daha fazla uğraştırma, vakit kaybettirme, güle güle'. Ciddi ciddi sevgililik sözleşmesi gibi bişi olmalı bence. Sonra efendim ben sana yıllarımı verdim diye ağlayıp sızlama. Ne kadar da ruhsuz ne kadar da mekanik değil mi? İşte benim şu an hissettiklerimde öyle. Artık olmayacak ilişkilerle uğraşmak İS-TE-Mİ-YO-RUM.

8 Ekim 2015 Perşembe

İntikam & Affetmek

  İnternette gezinirken gördüğüm bir söz daha... O kadar iyi anlatmış ki aslında 'İntikam'ı. Biz karşımızdakine zarar vermekle o kadar meşgulüz ki düşünmüyoruz, görmüyoruz kendimize verdiğimiz zararı. 'Affetmek' karşıdaki için değil kendi için yapılması gerekli aslında.
'Birini bağışlamayı reddettiğinizde
hala o kişiden bir şey istemektesinizdir
ve eğer istediğiniz intikam dahi olsa,
bu sizi ona sonsuza dek bağlı kılar... '
Henry Cloud

12 Eylül 2015 Cumartesi

Arınmak 2

  Gece gece coştum ya bir başka konuyla devam edelim. :)
  Bir önceki yazımda dediğim gibi arınma dönemindeyim. Hayatıma giren insanları sıfırlayıp, zihnimi boşaltmaya çalışıyorum. 
  Peki neden yapıyorum bunu?
  Hemen açıklayayım. Bir sene içinde o kadar yoğun şeyler yaşadım ki birinin etkisi bitmeden diğerine başladım. Ve bu o kadar büyük bir hata ki. Eğer birini tam olarak bitirmeden diğerine başlarsanız işte benim şu anki halim gibi elinizde bir sürü yarım ilişki, yarım insan olur. Sonrakine gereken ilgiyi veremezsiniz. Belki başka zaman olsa harika bir ilişki yaşayacağınız insanı bu şekilde harcarsınız. O yüzden birinin yaptığının bedelini bir başkası ödemesin diye bu arınmayı öneriyorum herkese. Biraz kendinizle başbaşa kalın. Kendinizi dinleyin, zihninizi serbest bırakın. 
  Ayrıca da güzel şeyler hep beklenmedik zamanlarda olur. Siz bir şeyin olmasını ne kadar çok ister ne kadar çok uğraşırsanız, o şey o kadar çok olmaz. Hayatın hepimiz için bir planı var. Bırakın kendinizi dalga nereye götürüyorsa oraya gidin. Eminim ki beklediğinize değecek. 

Arınmak 1

  Son zamanlarda ihmal ettim burayı da. Aslında o kadar çok şey oluyor ki hayatımda ama anlatmak zor geliyor artık. 
  Buraya yazmadan önce kafamda hep bir konu belirlerim ve genel olarak o konu üzerinden gitmeye çalışırım. Bugün konular birbirinden hem biraz bağımsız hem biraz bağımlı. Öyleyse başlayalım. ;)
  Öncelikle şu an hayatımın aşk yönünden sakin dönemindeyim. Bir nevi arınıyorum yaşadıklarımdan, hayatıma giren yarım insanlardan... Itiraf edeyim biraz sıkılıyorum bu durumdan. Alışmış kudurmuştan beterdir diye bir laf var ya, işte o biraz benim içinde geçerli. Ama bu benim için gerçekten gerekli olan bir şeydi. O yüzden kendimi zorluyorum. Inşallah biraz daha sabredebilirim. ;) 
  Hazır konu yarım insanlardan açılmışken, tam 1 sene geçmiş benim zincirlerimi kırmamın, duvarlarımı yıkmamın, insanlara şans vermeye çalışmamın üzerinden. 
  Koca bir 1 sene... 
  O kadar insan... 
  Pişman mıyım?
  Değilim sanırım ya. Ne tür insanlarla olamayacağımı öğrenmiş oldum en azından. Tersten gitme benimki. Eleye eleye artık kimlerle olabileceğime doğru gidiyorum.
  Düşünüyorum da hayal kırıklıkları, pişmanlıklar, kendine kızmalar, güvensizlikler, çekilen acılar... Şimdi sanki hiçbiri yaşanmamış gibi. Ama tecrübe mıh gibi çakılı insanın beynine. Ben geçen seneki o kapalı, tek bir pencereden bakan, duvarları olan Ecem değilim artık. Her hayatıma giren bir şeyler kattı bana iyi ya da kötü.
  Sonuç; insanları (özellikle erkekleri) daha iyi tanıyan ama bir o kadar da onlara daha az güvenen bir Ecem var karşınızda. Bu durum iyi midir kötü müdür o da sizin takdiriniz.

14 Ağustos 2015 Cuma

Kontrolümü kaybettim...


  Kontrolümü kaybettim... 
  Evet ben, her şeyi kontrol altında tutan plansız hiçbir şey yapmayan ben kontrolümü kaybettim.
  Çok saçma davranıyorum. Geçen seneki Ecem baksa, görse şu halimi gözlerine inanamaz biliyorum. Asla yapmam dediğim şeyleri yaptım, yapmaya da devam ediyorum. Kendimi hiçbir şey için tutmak istemiyorum. Çünkü bu o kadar zor geliyor ki. Kendini sınırlamak, durdurmak... 
  Senelerdir hep bunu yaptım kendime. Her şeyden uzak tuttum kendimi. Duvarlar ördüm kat ve kat. Öyle yapınca kırılmam sandım. Açmadım içimi kimseye. Hep güçlüydü Ecem hep güçlü... Yıkamazdı onu kimse o duvarlar arkasında. Kimseyi almadım içime, korktum çünkü. Kırılmaktan, zayıf görünmekten. 
  Peki bu sene ne mi oldu? 
  Yoruldum... 
  Kendimi tutmaktan, duvarlar örmekten, o duvarlar arkasına gizlenmekten... 
  Tak etti yani canıma. Ne olacaksa olsun dedim. Risk aldım, bir bakıma kumar oynadım. Daha kötü ne olabilir ki dedim. 
  Daha kötüsü mü oldu bilmiyorum ama daha iyisi de olmadı bunu biliyorum. 
  Şimdi o eski kendimi tuttuğum zamanlara dönmek istiyorum. Amaaa bir kez bıraktınız mı kendinizi o eski kontrolü sağlamak daha da zorlaşıyor. 
  Eskiden kendine verdiği sözleri tutan o Ecem yok artık. Sudan çıkmış balık gibiydim, etrafa saldırdım resmen. Şimdi etrafım yarım yarım bir sürü insan. Hiçbiri tam olmuyor. Olmadığı gibi de peşimi bırakmıyor. Olmuyorsa bari bitir diyorum kendime. O gücü bulamıyorum kendimde. 
  Kendimi dinlemeye, kendi kaleme çekilmeye ihtiyacım var. Bunu biliyorum. Ama o istikrarı sağlayamıyorum. Tutamıyorum kendimi. Arada kalmış gibi hissediyorum kendimi.
  Bir yandan diyorum çek elini her şeyden, kendini dinle, yalnız kal. Diğer taraftan yalnız kalmaktan korkuyorum tekrar her şey başa sarıyor. Sürekli kendime söz vermeler, sürekli o sözleri bozmak ve sonuçta tekrar kendime kızmalar...
  Mantığım kalbime hükmedemiyor artık. Takma adı 'Mantık' olan ben bu haldeyim şu an. Boşver diyorum sürekli kendime. Ne olacaksa olsun Ecem daha ne kadar rezil olabilirsin ki diyorum. Evet rezil oluyorum. Sonra o kadar çok kızıyorum ki kendime. Hep senin yüzünden diyorum, kendi kendine yapıyorsun hep bunları.  
  Aslında insanın kendinden daha büyük bir düşmanı yokmuş bunu anladım. Kendimize en büyük zararı biz veriyoruz hep. 
  Buraya boşuna artık yok şöyle olcam, bundan sonra yok şunu yapcam diye yazmıcam. Çünkü biliyorum ki o sözlerde yine tutulmayacak. Ve ben yine kendime kızarak bulucam kendimi.