14 Temmuz 2016 Perşembe

Doğru insan

  ''Aşk yerinde oturup doğru kişiyi beklemek değildir her zaman, ayağa kalkıp doğru kişiyi aramaktır da; bunun farkında olman gerekiyor. ''
  Bu söz nerden çıktı diyeceksiniz hemde bu saatte :D 
  Aslına bakarsanız hayatın bana gönderdiği bir mesaj sanırım.
  Güzel bir dizi izleyip en son bilgisayarı kapatmadan önce şu onedio testlerinden (http://onedio.com/haber/sen-ne-kadar-ask-insanisin--675821) çözeyim dedim. Ve karşıma çıkan sonuç bu. Gerçekten de hayat sanki bana mesaj veriyor. Ki ben artık her şeyi kendi haline bırakmışken... 
  Aşk çok karmaşık bir şey bence. Üzerine milyonlarca farklı söz söylenip hepsininde garip bir şekilde doğru çıktığı nadir kavramlardan.
  Ben ara ara yeter desemde aşkın gelip seni bulacağı yönünde düşünenlerdenim. Bir şeyler ne kadar mükemmel ne kadar uyumlu gibi görünsede hala olmuyorsa zorlamamak gerektiğini düşünüyorum mesela. Çünkü karşındaki doğru kişi değilse sen ne kadar istesende olmuyor. Ve o noktada artık bende teslimiyetçilik devreye giriyor. Bırakıyorum akışına. Ayrıca eğer o kişi doğru kişiyse de bir şekilde gelecekte senin karşına çıkacağını da düşünüyorum. Belki o zaman durumlar daha farklı olunca bir şeyler yaşanılabilir. 
  Aslına bakarsanız asıl mesele doğru insanı bulmak da değil bence. 
  Doğru insanı doğru zamanda bulmak... 
  Kritik nokta bu bence. Doğru zaman ise hem sizin hemde karşı tarafın hazır hissetmesiyle alakalı. Tam bir uyum olmalı yani. Yoksa o ilişki daha fazla kaldıramıyor o yükü.
  Gece gece bir testten nerelere geldim yine. Aklımda hiç buraya yazmak da yoktu. Ama güzel oldu özlemişim buraya yazmayı ;)

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Kelimelerin Gücü

  Yine karmaşık duygular yine boşvermişlik... Hayatım hep bu ikisinin arasında gidip geliyor sanırım. 2 dk önce mutlu olan ben bir anda karanlığa, umutsuzluğa çekiliyorum. Düşünüyorum da eskiden bu kadar dengesiz bir ruh haline sahip miydim acaba? Bu derece değildi sanırım. Buraya yazarken bile sürekli bir dengesizlik hali var üzerimde. 
  Aslında çok mutluyum ama yine de bir daha fazlasını isteme hali var üzerimde. Şunu da yapsaydım bunu da yapsaydım... Sanırım insanoğlunun genel hali bu; Doyumsuzluk... Hep bir tık üstünü isteme, elindekinin kıymetini bilememe. Kaybedince de yana yakıla onu geri alma çabası. 
  Bu hayatta seni en çok yıpratan şey ne diye sorsalar; hayatımdaki keşkeler derdim sanırım. Bu öyle bir şey ki sonu yok. Ve resmen kendi kendinize yaptığınız işkenceler bütünü bence. Bir başkası canınızı yaksa belki sizde onun canını yakar bir şekilde rahatlarsınız fakat canınızı yakan kendiniz iseniz bunun bir çaresi yok maalesef. 
  Geçen 1 yıl boyunca hayatıma endekslemeye çalıştığım şey 'Boşvermek'. Bunu buraya da birkaç kez yazdım. Her istediğim gibi gitmeyen olay karşısında ya da her keşke dediğimde içimden 'Boşver Ecem' diyorum. Böyle olması gerekiyormuş. İlk başlarda öfkem galip geliyor tabi bir kendine zarar verme ve patlama yaşıyorum. Ama sonra zaman geçtikçe ve ben hala içimden kendime 'Boşver' dedikçe kelime etki etmeye başlıyor. Bir yerde okumuştum 'Kelimelerin gücünü küçümsemeyin.' diyordu. Çok haklı söyleyen kişi. Kelimeler bir sihir gibi bence. İlk başta etkisini pek anlayamadığımız fakat sonrasında hayatımızı yönlendiren bir sihir. 'Boşver, hayırlısı olsun, güzelim, kendime güveniyorum, mutluyum...' Bu kelimeler bana ve daha birçok insana kendini iyi hissettiren kelimeler. Bu kelimeleri hayatımıza ne kadar çok sokarsak kötü düşünce ve kötü kelimeler hayatımızdan o kadar uzaklaşır diye düşünüyorum. Siz kafanızı ne kadar çok olumlu düşünce ile doldurursanız kafanızda kötü düşüncelere o kadar az yer kalır. Hatta bununla alakalı 'Ferrarisini Satan Bilge'yi de okuyabilirsiniz. Kitaptaki bilgeler her kötü düşünce için kendilerini cezalandırır. Çünkü bilirler ki bir tek kötü düşünce bir virüs gibi etrafa yayılır. Bütün iyi düşünceleri kötüye çevirir. Kendinize bu olumlamaları yapın, kendinizi sevin ve yıpratmayın. Boşverin geçsin canım ;) 

3 Mayıs 2016 Salı

Sebepsiz Sevmektir AŞK

  Sebepsiz sevmektir aşk,
  Nedeni olmadan bağlanmak birine...
  Gözlerine baktığında erimektir içten içe.
  Ellerini tuttuğunda titremektir tüm benliğinle.
  ''Hatta sarılamamaktır utançtan,
  Çünkü utanmaktır sevmek aslında.''

  Sevmek nedir aslen?
  Ölmek mi uğruna?
  Yaşamak mı onunla?
  Sevmek mi ömür boyunca?
  Yoksa ayrılmak mı gerekince?
  Nedir insanı başkasına bağlayan?
  Güzelliği mi?

  Bilmez kimse bu soruların cevabını...
  Kimi sever güzelini, kimi sever özelini.
Can YÜCEL

15 Nisan 2016 Cuma

Beni Unutma

  Bir gün gelirde unuturmuş insan,
  En sevdiği hatıraları bile.
  Bari sen her gece yorgun sesiyle,
  Saat on ikiyi vurduğu zaman
  Beni unutma.

  Çünkü ben her gece o saatlerde,
  Seni yaşar ve seni düşünürüm.
  Hayal içinde perişan yürürüm.
  Sende karanlığın sustuğu yerde
  Beni unutma.

  O saatlerde serpilir gülüşün
  Bir avuç su gibi içime, ey yar;
  Senin de başında o çılgın rüzgar,
  Deli deli esiverirse bir gün
  Beni unutma.

  Ben ayağımda çarık, elimde asa,
  Senin için şu yollara düşmüşüm.
  Senelerce sonra sana dönüşüm,
  Bir mahşer gününe de rastlarsa,
  Beni unutma. 
Ümit Yaşar OĞUZCAN

  Bu şiiri tesadüfen eski kağıtların arasında buldum. Zamanında çok hoşuma gitmiş yazmışım. Eee bu kadar güzel ve anlamlı bu şiiri paylaşmalıyım dedim bende. 


30 Mart 2016 Çarşamba

Eksik...

  Yine bir sınav haftası yine psikolojisi bozuk bir Ecem!
  Aslında sırf böyle olmayayım diye haftasonu Izmir'e kaçmıştım. Kafam dağılsın stres atayım diye... Ama ne fayda o psikoloji çöktü yine üstüme.
  Yine kafamda bir sürü düşünceler... Sanki hücum etmek için bu psikolojiye girmemi bekliyorlarmış gibi. Bu sıkışmış, beyni uyuşmuş, hayattan soğumuş, enerjisiz Ecem'i sevmiyorum.
  Neyse psikolojimin nasıl bir halde olduğunu anlattığıma göre asıl yazmak istediğim konuya geleyim. Dediğim gibi haftasonu Izmir'e kaçmıştım. Eski Ecem olsa o kadar çok mutlu olur o kadar çok eğlenirdi ki... En son gidişimde de eğlendim mutlu oldum yanlış anlaşılmasın. Ama doya doya değil. Eskiden gezmek bana çok iyi gelirdi, çok heyecanlanırdım. Belli bi süre sonra o bile yetmemeye başladı. Hep bi tarafım eksik gibi. Evet geziyorum eğleniyorum ama yetmiyor, bir şeyler tam olmuyor. Ve o boşluk dolmadıkça da bende tam anlamıyla mutlu olamıyorum. Bütün çabam o eksikliği kapatmak için. Sanki daha da farklı yerler görürsem geçecekmiş gibi. Ama geçmiyor... Yine o kısır döngü içinde dönüp dolanıyorum kısaca…
  Gecenin şarkısı da bu olsun o vakit Izmir'e istinaden...


  'Huzuru koklasam Ege'de'

21 Mart 2016 Pazartesi

Yarım Insanlar Topluluğu...

  Bazen o kadar çok geliyor ki üstüme her şey.
  Böyle sanki biri sürekli bastırıyormuş gibi omuzlarınızdan, bir başkası ise iple daha derine çekmeye çalışıyor gibi... Daha da fazlası kalbiniz birinin avucunun içinde bir sünger gibi sonuna kadar sıkılıyor. Işte öyle bir iç sıkıntısı benimki...
  Yeterrr diye bağırıp terkedesim geliyor bu şehri, herkesi...
  Uzaklaşmaya ihtiyacım var sanırım bu ara. Kafamı toplamak ve yüklerimden kurtulmak için...

16 Mart 2016 Çarşamba

Live like Jay...

  Bu ara kafamda sürekli dolanan bir cümle 'Live like Jay'!!!
 
Yakın bir zamanda 'Chasing Mavericks (Dalgaların Peşinde)' adlı bir filmi izledim. Film Jay Moriarity adında tutkulu bir sörfçünün hayatından esinlenmiş. Hayallerinin peşinden giden bu adam kimsenin başaramadığı o kocaman dalgalarda sörf yapmak için limitleri zorluyor ve 'Surfer' adlı derginin kapağına çıkıyor. Muhteşem bir başarı öyküsü... 
  Filmi izlerken bunun gerçek bir hikaye olduğunu bilmiyordum. Ta ki filmin sonunda Jay Moriarity'i anıp onun bu başarısından kısa bir süre sonra 23 yaşında Maldivler'de serbest dalış yaparken öldüğünü söyleyen o yazıyı görene kadar... Film o kadar sizi sarıp sarmalıyor ki sizde yaşıyorsunuz o anları. Sörfle bir alakam olmamasına rağmen o tutku içinize işliyor resmen.
  Filmin sonunda bir duvara yazılmış olan bu yazı sürekli olarak kafanızda dönüyor.

  Bu cümle bana insanın isteyip de yapamayacağı hiçbir şey olmadığını hatırlatıyor. Herkesin hayallerinin peşinden gitmesi, hiçbir şeyin içinde kalmaması gerektiğini... 
  Kendi hayatımda da hep bunu uygulamaya çalışıyorum elimden geldiğince. Bazen soruyorum kendime yaptığın işten, yaşadığın hayattan mutlu musun Ecem diye? Tabi ruh halime göre değişiyor bu cevap ama sanırım mutluyum. Daha iyi olabilir mi? Kesinlikle evet. Fakat bu da benim elimde olan bir şey yine. Hayatımı daha da güzelleştirmek daha da mutlu kılmak... Bir de şuna çok inanıyorum. Hiçbir şey için geç değil. Zararın neresinden dönülürse kar gerçekten. Başka bir hayatınız olmayacak çünkü. Hatta şu an bir daha geri gelmeyecek. Eee o zaman niye istemediğimiz şeyleri yapıyoruz ki... Hayallerimizin peşinde gidelim, bizi mutlu eden şeyleri yapalım hep. Tıpkı Jay gibi...

'The ones who push the limits, discover the limits sometimes push back.'

2 Şubat 2016 Salı

Nasip, Kısmet

  Evetttt bugünkü taktığım konu şu yapmacıktan, sahte ayrılma mevzuları... Hani şu karşı tarafı çok düşündüklerini söyleyen ama zerre umurlarında olmayan. 
  Özellikle şu sözde karşı tarafı çok düşündükleri için sevmedikleri halde ilişkiye devam eden, bi türlü ayrılalım diyemeyenler. Bana göre bu durumlar ilişkilerdeki en büyük kandırmacalar. Boşuna umut vermek, hayaller kurdurtmak. Ve bu durum ne kadar uzun sürerse karşı taraf bir o kadar yaralanıyor. Hele bir de başka bir ilişkide girmişse araya vay haline...
  Benim başıma gelmedi çünkü sadece 1 tane sevgilim oldu, kısa süreli o da. Fakat çevremden çok duymaya başladığım bi durum bu. 
  Hem ayrıca nedir bu karşı taraf çok üzülür, bensiz yapamaz, beni çok seviyor halleri. Nasıl bir egodur bu? Dünyada senden başka adam mı kalmadı? Bulunmaz Hint kumaşı mısın yani? Hiçkimse vazgeçilmez, unutulmaz değildir bu dünyada... Ayrıca kimsenin bir başkasının kaderiyle oynamaya hakkı yok bence. Nerden biliyorsun belki sen o karşındaki kişinin önünü kapatıyorsun, belki o kişi hayatının aşkı ile karşılacak. Çok mutlu olacak, belki de evlenecek! Sizin çevrenizde de olmuyor mu böyle, görmüyor musunuz? Yıllarca birbirini çok seven, aşık olan çiftler bir anda ayrılıp anında başka insanlarla evlenip yıllarca süren  mutlu evlilikler yapmıyorlar mı? Hatta çevremdeki o yıllarca sevgili olup evlenen çiftler daha çabuk boşanıyorlar. Benim kendi düşüncem zaten evleneceğin insanla yıllarca sevgili olunmamalı. Zaten herşeyini biliyorsun, bir sürprizi heyecanı kalmıyor yani. 
  Velev ki çevremde böyle durumda olan arkadaşlarıma da söylediğim şeyleri buraya da yazayım dedim. Belki size de yardımı dokunur, başka bir bakış açısından bakmanızı sağlar. Kimin kısmetinin ne zaman karşına çıkacağı hiç ama hiç belli olmaz bunu sakın unutmayın. Engel olmayın insanlara... ;)

21 Kasım 2015 Cumartesi

Bekle dedi gitti...

  Bu ara deli gibi dinlediğim bi şarkı var ve onu burada paylaşmadan geçemeyeceğim. Ama siz zaten dinlemişsinizdir onu :) Dinlemediyseniz eğer en az 5 kere dinlersiniz diye düşünüyorum. Aşırı bağımlılık yapıyor kendileri :)


Kaan Tangöze - Bekle Dedi Gitti
Bekle dedi gitti.
 Ben beklemedim.
 O da gelmedi.
 Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.


12 Kasım 2015 Perşembe

Kararlı bir ben.

  Evettt yine ben... :) 
  Aslında şu an harıl harıl yarınki sözlü sınavım için ders çalışıyor olmam lazım ama dayanamadım dedim yazayım. :)
  Uzuncaaa bir süre sonra ilk defa kendime verdiğim sözleri yerine getiriyorum. Amannn nazar değmesin!!!
  Neymiş bu sözler derseniz? Aslında biliyorsunuz. :) [Bakınız :)]
  Buraya o kadar kendimden umutsuz bir şekilde yazmıştım ki, dedim yine boşa bu çabalar. Ama ciddi anlamda çok duruldum ve kararlarımın arkasında duruyorum. Tabi bunda yoğun bir hayatım olmasınında payı var. ( Eskiden de hep çok yoğun olduğumu söylerdim ama ciddi anlamda hem okul hemde dersane sayesinde inanın kendimi bile zor görüyorum. Ayy tam bir iş kadını edasıyla konuştum. :D )
  Yoğun hayatım dışında iki faktör daha var. Onlar da gerçekten karşıma düzgün biri çıkmayışı ve artık yeni bir insanla konuşmaya, görüşmeye enerjimin olmayışı...
  Evet böyle yazınca yine çok büyük ve çok iç karartıcı laflar ediyormuşum gibi gelebilir. Ama şu an hissettiklerim bunlar. 
  Düzgün biri diye tabir ettiğim kişiyi aslında bende tam olarak bilmiyorum. Hatta öyle biri bu dünyada var mı ondan bile emin değilim. Sanırım tek emin olduğum nokta bana 'Güven' vermesi. Bunu belki bu blog aracılığıyla defalarca söyledim. Güvenmek istiyorum. Söylediği sözün, yaptığı davranışın altında hiçbir şey aramadan sadece güvenmek. Sadece sevgililik anlamında değil. Şöyle bir bakın çevrenize. Sizin en yakınınızda olan insanların (aileniz dahil) en büyük ortak noktası ne? Niye size bu kadar yakınlar? Niye en utanılacak sırlarınızı dahi biliyorlar? Siz onlara bu kadar güvenmeseniz emin olun 2 dakika yanınızda duramazlar. 
  O kadar da ümitsiz vaka değilim canım. Benimde etrafımda çok güvendiğim insanlar var. İşte benim istediğim; onlara güvendiğim kadar güvenebileceğim birini almak hayatıma. Çok mu zor sizce? Evet, gerçekten zor. Her konuştuğum insan bundan o kadar şikayetçi ki. Madem diyorum güven duymaya aç bu kadar insan var neden birbirlerini bulmuyorlar? Maalesef biz insanoğlu (özellikle kadınlar) hep nerede uç, nerede böyle en güvenilmeyecek insan var onlara aşık oluyoruz. Bize, 'güven bana' diye bangır bangır bağıran, üstüne bir tek yazı asmadığı kalan insanları görmüyor ya da görmezlikten geliyor, gidip o seni aldatıcam diyenlerin boynuna atlıyoruz. Haksız mıyım? Eee haliyle sonra ağlayıp sızlayıp, içine kapanıp daha güvensiz bireyler olarak hayatımıza devam ediyoruz. 
  Size bu anlattıklarımın aynısını bende yapıyorum. Ve biliyorum ki yine yapacağım. Öyle uslanmaz insanlarız ki biz... Hep belki benle beraberken değişir diye umutlanıp sonra değişmeyince karşı tarafa bir ton laf eden de biziz... Hadi dürüst olalım ;) 
  Ben inanıyorum ki bunları kendimize ne kadar çok itiraf eder, ne kadar çok kabullenirsek hata yapma olasılığımızda bir o kadar azalacak. Ve etrafımızda o 'bana güven' diye bağıran insanları o kadar farketmeye, onlara şans vermeye başlayacağız. Buna dış güzellikten ziyade iç güzelliği görmek deniyor sanırım ;)
  Bu kadar umutlu konuşmadan sonra diğer faktöre gelelim: Benim yeni insanlarla tanışmaya gücümün kalmayışı... Bu konuda o kadar büyük bir sıkılmışlık ve boşvermişlik içindeyim ki anlatamam. Belki de bunca zaman sözlerimin arkasında durmamın en büyük etkeni bu sıkılmışlık. Yeni biriyle olan tanışma sonra o 'flört'leşmeler filan o kadar zor geliyor ki artık bana. Aynı şeyleri bir daha bir daha anlatmak, aynı yollardan geçmek... Eski samimiyeti de vermiyor artık. Resmen birine cv'ni göstermek, anlatmak gibi bir şey bu benim için. Hatta diyorum ki bazen; yaz Ecem kızım bilgisayarda bütün hayatını, ver adamın eline de ki 'ben böyleyim, kabul ediyorsan başlayalım yok etmiyorsan da hadi beni daha fazla uğraştırma, vakit kaybettirme, güle güle'. Ciddi ciddi sevgililik sözleşmesi gibi bişi olmalı bence. Sonra efendim ben sana yıllarımı verdim diye ağlayıp sızlama. Ne kadar da ruhsuz ne kadar da mekanik değil mi? İşte benim şu an hissettiklerimde öyle. Artık olmayacak ilişkilerle uğraşmak İS-TE-Mİ-YO-RUM.

8 Ekim 2015 Perşembe

İntikam & Affetmek

  İnternette gezinirken gördüğüm bir söz daha... O kadar iyi anlatmış ki aslında 'İntikam'ı. Biz karşımızdakine zarar vermekle o kadar meşgulüz ki düşünmüyoruz, görmüyoruz kendimize verdiğimiz zararı. 'Affetmek' karşıdaki için değil kendi için yapılması gerekli aslında.
'Birini bağışlamayı reddettiğinizde
hala o kişiden bir şey istemektesinizdir
ve eğer istediğiniz intikam dahi olsa,
bu sizi ona sonsuza dek bağlı kılar... '
Henry Cloud

12 Eylül 2015 Cumartesi

Arınmak 2

  Gece gece coştum ya bir başka konuyla devam edelim. :)
  Bir önceki yazımda dediğim gibi arınma dönemindeyim. Hayatıma giren insanları sıfırlayıp, zihnimi boşaltmaya çalışıyorum. 
  Peki neden yapıyorum bunu?
  Hemen açıklayayım. Bir sene içinde o kadar yoğun şeyler yaşadım ki birinin etkisi bitmeden diğerine başladım. Ve bu o kadar büyük bir hata ki. Eğer birini tam olarak bitirmeden diğerine başlarsanız işte benim şu anki halim gibi elinizde bir sürü yarım ilişki, yarım insan olur. Sonrakine gereken ilgiyi veremezsiniz. Belki başka zaman olsa harika bir ilişki yaşayacağınız insanı bu şekilde harcarsınız. O yüzden birinin yaptığının bedelini bir başkası ödemesin diye bu arınmayı öneriyorum herkese. Biraz kendinizle başbaşa kalın. Kendinizi dinleyin, zihninizi serbest bırakın. 
  Ayrıca da güzel şeyler hep beklenmedik zamanlarda olur. Siz bir şeyin olmasını ne kadar çok ister ne kadar çok uğraşırsanız, o şey o kadar çok olmaz. Hayatın hepimiz için bir planı var. Bırakın kendinizi dalga nereye götürüyorsa oraya gidin. Eminim ki beklediğinize değecek. 

Arınmak 1

  Son zamanlarda ihmal ettim burayı da. Aslında o kadar çok şey oluyor ki hayatımda ama anlatmak zor geliyor artık. 
  Buraya yazmadan önce kafamda hep bir konu belirlerim ve genel olarak o konu üzerinden gitmeye çalışırım. Bugün konular birbirinden hem biraz bağımsız hem biraz bağımlı. Öyleyse başlayalım. ;)
  Öncelikle şu an hayatımın aşk yönünden sakin dönemindeyim. Bir nevi arınıyorum yaşadıklarımdan, hayatıma giren yarım insanlardan... Itiraf edeyim biraz sıkılıyorum bu durumdan. Alışmış kudurmuştan beterdir diye bir laf var ya, işte o biraz benim içinde geçerli. Ama bu benim için gerçekten gerekli olan bir şeydi. O yüzden kendimi zorluyorum. Inşallah biraz daha sabredebilirim. ;) 
  Hazır konu yarım insanlardan açılmışken, tam 1 sene geçmiş benim zincirlerimi kırmamın, duvarlarımı yıkmamın, insanlara şans vermeye çalışmamın üzerinden. 
  Koca bir 1 sene... 
  O kadar insan... 
  Pişman mıyım?
  Değilim sanırım ya. Ne tür insanlarla olamayacağımı öğrenmiş oldum en azından. Tersten gitme benimki. Eleye eleye artık kimlerle olabileceğime doğru gidiyorum.
  Düşünüyorum da hayal kırıklıkları, pişmanlıklar, kendine kızmalar, güvensizlikler, çekilen acılar... Şimdi sanki hiçbiri yaşanmamış gibi. Ama tecrübe mıh gibi çakılı insanın beynine. Ben geçen seneki o kapalı, tek bir pencereden bakan, duvarları olan Ecem değilim artık. Her hayatıma giren bir şeyler kattı bana iyi ya da kötü.
  Sonuç; insanları (özellikle erkekleri) daha iyi tanıyan ama bir o kadar da onlara daha az güvenen bir Ecem var karşınızda. Bu durum iyi midir kötü müdür o da sizin takdiriniz.

14 Ağustos 2015 Cuma

Kontrolümü kaybettim...


  Kontrolümü kaybettim... 
  Evet ben, her şeyi kontrol altında tutan plansız hiçbir şey yapmayan ben kontrolümü kaybettim.
  Çok saçma davranıyorum. Geçen seneki Ecem baksa, görse şu halimi gözlerine inanamaz biliyorum. Asla yapmam dediğim şeyleri yaptım, yapmaya da devam ediyorum. Kendimi hiçbir şey için tutmak istemiyorum. Çünkü bu o kadar zor geliyor ki. Kendini sınırlamak, durdurmak... 
  Senelerdir hep bunu yaptım kendime. Her şeyden uzak tuttum kendimi. Duvarlar ördüm kat ve kat. Öyle yapınca kırılmam sandım. Açmadım içimi kimseye. Hep güçlüydü Ecem hep güçlü... Yıkamazdı onu kimse o duvarlar arkasında. Kimseyi almadım içime, korktum çünkü. Kırılmaktan, zayıf görünmekten. 
  Peki bu sene ne mi oldu? 
  Yoruldum... 
  Kendimi tutmaktan, duvarlar örmekten, o duvarlar arkasına gizlenmekten... 
  Tak etti yani canıma. Ne olacaksa olsun dedim. Risk aldım, bir bakıma kumar oynadım. Daha kötü ne olabilir ki dedim. 
  Daha kötüsü mü oldu bilmiyorum ama daha iyisi de olmadı bunu biliyorum. 
  Şimdi o eski kendimi tuttuğum zamanlara dönmek istiyorum. Amaaa bir kez bıraktınız mı kendinizi o eski kontrolü sağlamak daha da zorlaşıyor. 
  Eskiden kendine verdiği sözleri tutan o Ecem yok artık. Sudan çıkmış balık gibiydim, etrafa saldırdım resmen. Şimdi etrafım yarım yarım bir sürü insan. Hiçbiri tam olmuyor. Olmadığı gibi de peşimi bırakmıyor. Olmuyorsa bari bitir diyorum kendime. O gücü bulamıyorum kendimde. 
  Kendimi dinlemeye, kendi kaleme çekilmeye ihtiyacım var. Bunu biliyorum. Ama o istikrarı sağlayamıyorum. Tutamıyorum kendimi. Arada kalmış gibi hissediyorum kendimi.
  Bir yandan diyorum çek elini her şeyden, kendini dinle, yalnız kal. Diğer taraftan yalnız kalmaktan korkuyorum tekrar her şey başa sarıyor. Sürekli kendime söz vermeler, sürekli o sözleri bozmak ve sonuçta tekrar kendime kızmalar...
  Mantığım kalbime hükmedemiyor artık. Takma adı 'Mantık' olan ben bu haldeyim şu an. Boşver diyorum sürekli kendime. Ne olacaksa olsun Ecem daha ne kadar rezil olabilirsin ki diyorum. Evet rezil oluyorum. Sonra o kadar çok kızıyorum ki kendime. Hep senin yüzünden diyorum, kendi kendine yapıyorsun hep bunları.  
  Aslında insanın kendinden daha büyük bir düşmanı yokmuş bunu anladım. Kendimize en büyük zararı biz veriyoruz hep. 
  Buraya boşuna artık yok şöyle olcam, bundan sonra yok şunu yapcam diye yazmıcam. Çünkü biliyorum ki o sözlerde yine tutulmayacak. Ve ben yine kendime kızarak bulucam kendimi. 
  

2 Temmuz 2015 Perşembe

Umut dolu içim...

  Yağmur başladı yarım saat kadar önce... Islatmadan, gürlemeden o kadar narin ve ince yağıyordu ki... Çıktım balkona. Bıraktım kendimi o saflığa... Durur mu anılar, hemen doluştular kafamın içine. Ama bu sefer bende izin verdim girmelerine. Yağmurda beraber yürüdüklerim geldi aklıma. Yine böyle ince ince yağan yağmurda şemsiye açmayı reddetip yavaşça ıslandıklarım... 
  Kızgınlık, hep bir noktaya kadar sizinle geliyor. İnsanoğlu o kadar hazır ki unutmaya, affetmeye, güvenmeye... Zaman geçtikçe hep iyi şeyler kalıyor hafızanızda. Geçmişinize şöyle bir yolculuk yapın, çağırın bütün anıları. Ne kadarı kötü, ne kadarı iyi? Veya ilk aklınıza gelen anı iyi miydi, kötü müydü? `Anı` kelimesi bile bana hep iyi şeyleri ifade eder. Sanki içinde hiç kötülük yokmuş gibi...
  Yine konudan konuya atladım, biliyorum. Niye mi anılara döndüm bu saatte? Çünkü anılar bizi var eden, hayatımızı şekillendiren. Ben o iyilik, güzellik dolu anıları hatırladıkça daha umutla bakmaya başladım hayata. İçim, uzun süredir olmadığı kadar sakin, rahat ve umut dolu... Yüzümde belki 1 saattir süren aptal bir gülümseme var. O kadar uzun zaman olmuş ki böyle hissetmeyeli. O kadar çok yıprattım ki kendimi. Ama şu an kendimi çok değerli hissediyorum. 
  Ve gerçekten de hiçkimse kendinizden daha değerli değil. 
  

28 Haziran 2015 Pazar

Yoruldum.

  Mutsuzum... 
  Nasıl bu kadar dengesiz ruh halinde olmayı başarıyorum bende anlamış değilim.
  Artık tam anlamıyla mutlu olamıyorum, hiçbir şey beni mutlu etmiyor. Biliyorum daha da Allah'tan belanı mı istiyorsun diyeceksiniz. Farkındayım. Şu an benim yerimde olmak isteyen bir sürü insan olabilir. Ama hep bir yanım eksik... 
  Gerçekten çok uğraşıyorum böyle düşünmemek için. Ama hep bu saatler hep bu yalnız zamanlar... Giriyor tekrardan kafama bu düşünceler... Yeter diyorum içimden yeter artık!!! Ne olacaksa olsun hayatımda. Bırakmak istiyorum kendimi. Tutmaktan, mücadele etmekten çok yoruldum... 

17 Haziran 2015 Çarşamba

Boşver ve Akışına Bırak

  Yine bir mutsuzluk, yine bir memnunsuzluk, yine bir sıkılmışlıkla karşınızdayım sayın seyirciler...
 (Sanki halka sesleniş konuşması yapıyorum.)
  Neyse asıl konuya gelelim. Ben tatile girdim. Ama henüz tatili yaşayamadım. Bi de üstüne üstlük tatili yaşayamadan sıkıldım.
  Şimdi böyle yazınca bu kız belasını istiyor diyorsunuz dimi? Haklısınız. Sanırım hafiften kaşınıyorum.
  Aslında tatile girdiğim yani resmi olarak sınavımın bittiği dakika itibariyle adamakıllı evde oturmadım. Sürekli dışardayım, sürekli bir koşuşturmacanın içindeyim. Yarın hatta yarından sonraki gün bile yapacaklarımın planı hazır, yine boş değilim. Çok yoruluyorum ama yine de sıkılıyorum. Daha doğrusu psikolojim iyi değil bu ara sanırım.
  Neden, derseniz? (Demeseniz bile ben cevabını vercem.)
  Bir kaç sebebi var...        
  1.si o bahsettiğim koşuşturmacalar hep mezuniyet törenleriydi. 4 yakın arkadaşımı mezun ettim. Biri uzatmadı, diğerlerinin uzadı ama en fazla bir dönem belki o bile değil. Ve bu 4 arkadaşım benim 5 yıllık yakın arkadaşlarım. Bu o kadar acı ve üzücü ki... Sanki onlar hiç mezun olmayacak gibi gelirdi bana. Sanki biz hep böyle devam edeceğiz hatta ben bile mezun olmayacam. Okul, bizi birbirimize o kadar çok bağlıyormuş ki... Bugün artık son mezuniyet töreninde kendi mezuniyetimi düşündüm. En yakın arkadaşlarımı, sınıf arkadaşlarımı, hastaneyi... Mezun olduğumda o sevmediğim, sonra sadece okulda muhabbetim olan insanları bile özleyeceğimi farkettim. Öyle bir yalnızlık bulutu sardı ki etrafımı. Gelecek hayatımdan korkmaya başladım. Sanki gelecek çok karanlık ve puslu. O yüzden şu 2 sene hiç geçmesin istiyorum, hiç mezun olmak istemiyorum. Ve de hiçbir arkadaşım da gitsin istemiyorum, hep benim yanımda kalsınlar hep benimle olsunlar.
  2. konuya gelirsek ben bir şeyleri boşveremiyorum. Boşversem biliyorum benden daha rahatı olmayacak, sürekli bunu söylüyorum kendime. Boşver Ecem boşver... İsteyen istediğini yapsın yeter ki kimse dokunmasın sana. Evet biraz aşama kaydettim fakat hala gereksiz yere kendimi geriyorum. Herkes istediğini yapıyor, istediği gibi yaşıyor bense kendimi kasmakla kalıyorum. Bu o kadar acı geliyor ki bana. Umruma takmamak istiyorum hiçkimseyi. 
  3.sü ise hiçbir şey tatmin etmiyor artık. Aradığım, istediğim başka şey biliyorum. Ama bunu o kadar denedim ki her seferinde daha büyük bir umutsuzlukla geri döndüm. Akışına bırakıyorum öyle de olmuyor. Bu sefer eskiye, olmayacak şeylere sarıyorum. Takıntılıyım biliyorum. O takıntımı yenmeye çalışıyorum, yaşanmamışlıkları boşvermeye çalışıyorum. O kadar çok zorluyorum ki kendimi. Bazen amannn ne olacaksa olsun diyorum serbest bırakıyorum kendimi. Bu sefer kendime daha çok söverek, daha sıkı tutarak buluyorum. Öyle bir çıkmaz ki bu. Aklımdan geçen, söylemek istediğim o kadar çok şey var ki... Bunları içimde tutmak zorunda olmak, söyleyememek... O kadar zor ki benim için. Bütün o sözcükleri, cümleleri yutkunup boşvermek ve hayatıma devam etmek zorundayım... Benim gibi hiçbir şeyin içinde kalmamasını söyleyen bir insan için bunun ne kadar zor olduğunu anlayabilirsiniz. Ama o zorunda olmak var ya ondan daha kötü bir şey yok sanırım. 
  İşte böyle bu ara hayatım. Hem arkadaşlık hemde aşk açısından yalnızlık sarmış durumda. 
  O zaman ne diyoruz: Boşver ve Akışına Bırak...

21 Mayıs 2015 Perşembe

Yoruldum.

  Yine kırılma noktalarımdan birindeyim sanırım. Sanırım diyorum çünkü o kadar hızlı değişiyor ki hayatım, kararlarım ve hayatımdaki insanlar. Asla yapmam dediklerimi yapıyorum. Veya asla yapmaz dediğim insanlar bir şeyler yapıyorlar.
  Bu seferki kırılma noktası ne derseniz de bırakmak her şeyi öyle kendi başına. Hani suya yaprağı bırakıp izlersiniz ya aynı o şekilde izlemek hayatımı ve insanları... Elini eteğini çekmek bir bakıma bazı şeylerden. 
  Neden mi? 
  Ben ne kadar zorlasam da ne kadar çabalasam da olması için bazı şeyler gerçekten de sizin elinizde olmuyor. Bunu anladım. 
  Çok çırpındım, gerçekten kendimi çok da aştım. Ama ben ne kadar olsun diye uğraştıysam bir o kadar olmadı. 
  Nasip derler ya hep. 
  Gerçekten de öyle... O yüzden bıraktım ben her şeyi akışına. Nasipsen olursun nasip değilsen olmaz...  
  Ben çok yoruldum.

10 Mayıs 2015 Pazar

Kendi Kabuğuma Çekilmek...

  Bu ara nedenini çözemediğim bir şekilde gergin, sinirli, stresli ve üzgünüm. O kadar değişken ki ruh halim artık. Kimse bana dokunmasın, bişey söylemesin, bişey istemesin istiyorum. Kimse bana tavır yapmasın mesela. Tavır yapanları da tersliyorum çünkü hiç tavır, trip çekecek durumda değilim. O kadar silmeye müsait bir ruh halindeyim ki biri bişi derse tamam deyip çekiliyorum. Mücadele etmek yok, kendimi anlatmaya çalışmak yok. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Bıkmış durumdayım. 
  Bu çevreme de yansıyor farkındayım ama içimden öyle geliyor bunu değiştiremiyorum. Bırakmış durumdayım her şeyi. İsteyen istediğini yapsın istediğini söylesin mesela bana bulaşmasınlar tek isteğim o.
  Kendi kabuğuma çekilmek istiyorum sanırım bu ara. Evet doğru kelime bu; Kendi kabuğuma çekilmek...

22 Mart 2015 Pazar

Güven

  Yine internette dolanırken yüzüme bir tokat gibi çarpan söz:
  'Olgunlaşmak; kimseye ve hiçbir şeye güvenmemeyi öğrenmektir.' 
  Bu söz o kadar iyi anlatıyor ki aslında herşeyi. Hayatımız boyunca hep güvenmek istiyoruz insanlara hep arkamızda durmalarını bekliyoruz. Ama gerçek olan asla bir insana tam olarak güvenmemek. Çünkü bir insana tam olarak güvendiğinizde bütün zayıf noktalarınızı önüne sermiş oluyorsunuz. Ve zamanı geldiğinde o insan işte tam o noktanızda sizi öyle bir vuruyorki feleğiniz şaşıyor. 
  Hep klasiktir ya şu dünyada annen dışında kimseye güvenmeyeceksin diye. Aynen katılıyorum. Şu dünyada bir tek annen vurmaz seni, o da istese çoktan zamanında vurabileceği için. O yüzden ben artık hayatımda kimseye tam olarak güvenmiyorum. Çünkü bir insana ne kadar çok güvenirseniz, ne kadar çok beklenti içine girerseniz o kadar büyük hayal kırıklığı yaşarsınız.