Bazı şeyleri yazmak o kadar kolay olmuyor bazen... İnsanın boğazına düğümleniveriyor kelimeler. Bu yazıyı o kadar düşündüm ki, o kadar yazmak istedim ki... Hep birşeyler durdurdu beni. Fakat bunu yazmadan, içimdekileri anlatmadan hayatıma devam etmem de mümkün değildi.
Bu yazı ne aşk, ne sevgi ne de dostlukla ilgili. Bu yazı benim halama veda yazım...
En son yazımda bahsettiğim, o ölüm haberini beklediğim kişiydi Halam. O yazıdan 1 gün sonra, ben eve döndüğüm gün öldü. Sanki beni beklemiş gibi, sanki bana son vedasını yapmış gibi...
Hayat o kadar garip ki siz ne kadar kendinizi hazırlasanız da; 'hayır dur çekeceğin acı var daha' diyor. İnsan bir tek ölüme hazırlayamıyor kendini, bir tek ona alışamıyor... Ben ne kadar yolda gelirken kendimi hazırlamaya çalışsam da olmadı, acım azalmadı. Onun o soğuk bedenini görünce bütün düşünceler yok oldu sadece acı kaldı. O, hastanede tek başına öldü... Tek başına. Acaba çok acı hissetti mi ölürken? Nasıl öldü? Sürekli bunlar dolanıyor kafamda...
İnsan birini kaybettiğinde şunu soruyor kendine hep; bir anda kaybetmek mi, yavaş yavaş ölümünü seyretmek mi? Bunun tercihini biz yapamıyoruz ama hangisi daha az acıtır insanın canını. Bir anda kaybettiğinde geçiremediğin onca zamana mı yanmak, yoksa sevdiğin insanın gözlerinin önünde yavaş yavaş ölümünü mü seyretmek?
Biz o yavaş yavaş, bağıra bağıra geçen zamanı yaşadık. Halam tam 8 ay boyunca acı çekti. Tam 8 ay her gün bağırdı, her gün. Bazen keşke aniden kaybetmiş olsaydık diye düşündük, keşke bu lanet hastalık onu bulmasaydı, keşke ne bileyim bir anda trafik kazasında ölseydi. Biz hep o mutlu, gülen gözlerini hatırlasaydık. Bu öyle bir çaresizlikti... Gözünüzün önünde acı çekiyor, bu hastalık onu yiyip bitiriyor ama sizin elinizden hiçbir şey gelmiyor. Emin olun düşmanımın başına gelmesini istemezdim o lanetin. Bu hastalığın tek kurtuluş yoluydu ölüm... İnsan birinin ölümünü ister mi? En sevdiğin, gözünün içine baktığın kişinin ölümünü... Ben istedim. Acılarının bitmesinin tek yolu buydu çünkü. Ve öldüğü gün o kadar büyük bir suçluluk duygusu hissettim ki. Ben istediğim için ölmüş gibi hissettim hep.
Evet biliyorum bu yüzden ölmedi fakat atamıyorsunuz içinizden. Hala onun o hastane odasındaki yüzü, sesi, o bana 'beni kurtar' diyen gözleri aklımda... Şu an bu yazıyı yazarken bile sanki o hala hastanedeymiş gibi geliyor. Sanki yarın yanına gitmem gerekiyormuş gibi.
Ben ilk defa bu kadar yakınım olan birini kaybettim. Ben ilk defa 'ölüm'ün ne demek olduğunu bu kadar iyi anladım. İlk defa o sürekli gördüğünüz, çok sevdiğiniz insanın buz gibi, poşete sarmalanmış morga gidişini gördüm. İlk defa bu kadar çok ağladım. İlk defa birinin mezara verilişini izledim. Annemin, kuzenimin bağırışları hala kulağımda... O tabut gözlerimin önünde...
Bu öyle bir yangın ki sönmüyor hiç... Hep bir yanınız kabullenemiyor. 'Nasıl olur ya o hala kafamın içinde bana bakıyor' diyor. O ölmedi diyor. Sonra gerçekler yüzünüze tokat gibi çarpıyor. O artık yok... Gitti... Acıları bitti... Ah be Halam ahh... Kuş gibi uçtun gittin artık...
O gün kuzenimin yerinde olmadığım için o kadar şükrettim ki halime... Onun o çığlıkları...
İnsan ailesi sonsuza kadar yanında olacak diye düşünüyor hep. Hele anne... O bizi hiç bırakmaz gibi geliyor, herkes gitse o gitmez... O hep bizim yanımızda olur.
Ben tam tersini aklımın ucundan bile geçirmek istemiyorum. Onların yokluğunu düşünmek bile istemiyorum.
Keşke tüm sevdiklerimiz hep bizimle birlikte yaşasa, hiç ölmeseler, bizi hiç terketmeseler.
Güle güle be Halam... Bu dünyada çok çektin öbür tarafta rahat uyu... Mekanın cennet olsun...
17 Temmuz 2014 Perşembe
2 Temmuz 2014 Çarşamba
.
Şu an o kadar karışık duygular içindeyim ki... Birinin ölüm haberini bekliyorum resmen ondan kilometrelerce uzakta. Onun için üzülsem mi sevinsem mi bilmiyorum. Gidemiyorum onu son kez göremiyorum. Yanında olamıyorum. Burada öylece oturmuş haberini bekliyorum. Bu nasıl bir durumdur bu nasıl bir acıdır. Kendimi suçlu hissediyorum onun böyle haberini beklediğim için yanında olamadığım için. Onunla zamanında yeteri kadar zaman geçiremediğim için. Her an onun ölüm haberi gelebilir bense bambaşka bir şehirdeyim.
16 Haziran 2014 Pazartesi
Son Mektup...
Bazen okurum eski yazdıklarımı günlüğümden... Bu kadar yazı biriktirmişken okumak istedim burayı da. Tarafsız ve bambaşka bir gözle yaşadıklarıma bakmak istedim. Burası benim artık o kadar açık bir defterim olmuş ki en özelimi bile yazmışım buraya.
Hani derler ya bu günler geçince ileride bu zamanlarını gülümseyerek hatırlayacaksın diye... İşte bunu benden fazla yaşayanı yoktur sanırım. Bir zamanlar benim için dünyanın sonu olan şeyler şu an kocaman bir gülümseme sebebim... Hayat işte...
Yaklaşık 7 ay önce bir yazı yazmıştım buraya... Çaresiz bir şekilde birine sesimi duyurmak, ona ulaşmaya çalışmak için bir mektup... O belki de en saf en yalansız şekliyle içimden geçen her şeyi, kalbimdekini yazmıştım. Oraya demiştim ki belki benim hiç farkımda bile değilsindir, belki bunların hepsini ben kafamda kuruyorumdur diye. Bazı şeyleri anlamak için sadece zaman yetiyormuş bazen. Oraya yazdığım herşey doğruymuş. Evet sen benim sadece kafamda yarattığım ve olmasını istediğim kişiymişsin. Sana bu kadar bağlanmamın da bu kadar uğraşmamında tek sebebi buymuş. Ne yazık ki bunu sana anlatamadım, gösteremedim... Belki de iyi oldu böyle olması kimbilir? Şimdi geçmişe bakınca daha fazla saçmalamadığım için mutluyum da...
Bu yazıyı şimdi neden mi yazıyorum? Sana ilk mektubumu buraya yazmıştım istedimki kalbimdeki içimdeki herşeyin bittiğini söyleyen bu son mektubu da buraya yazayım. Yine sen hiçbir şeyin farkında olmadan, bunu okumadan ve her şeyin benim kafamda olup bittiğini anlayarak...
Hani derler ya bu günler geçince ileride bu zamanlarını gülümseyerek hatırlayacaksın diye... İşte bunu benden fazla yaşayanı yoktur sanırım. Bir zamanlar benim için dünyanın sonu olan şeyler şu an kocaman bir gülümseme sebebim... Hayat işte...
Yaklaşık 7 ay önce bir yazı yazmıştım buraya... Çaresiz bir şekilde birine sesimi duyurmak, ona ulaşmaya çalışmak için bir mektup... O belki de en saf en yalansız şekliyle içimden geçen her şeyi, kalbimdekini yazmıştım. Oraya demiştim ki belki benim hiç farkımda bile değilsindir, belki bunların hepsini ben kafamda kuruyorumdur diye. Bazı şeyleri anlamak için sadece zaman yetiyormuş bazen. Oraya yazdığım herşey doğruymuş. Evet sen benim sadece kafamda yarattığım ve olmasını istediğim kişiymişsin. Sana bu kadar bağlanmamın da bu kadar uğraşmamında tek sebebi buymuş. Ne yazık ki bunu sana anlatamadım, gösteremedim... Belki de iyi oldu böyle olması kimbilir? Şimdi geçmişe bakınca daha fazla saçmalamadığım için mutluyum da...
Bu yazıyı şimdi neden mi yazıyorum? Sana ilk mektubumu buraya yazmıştım istedimki kalbimdeki içimdeki herşeyin bittiğini söyleyen bu son mektubu da buraya yazayım. Yine sen hiçbir şeyin farkında olmadan, bunu okumadan ve her şeyin benim kafamda olup bittiğini anlayarak...
15 Haziran 2014 Pazar
Zaman
Her şeyin bir zamanı var bence. Sevginin, aşkın, acının...
Bazen kızıyorum bu duruma. Ne olacaksa şimdi olsun, şimdi çık karşıma mesela diye diretiyorum. Ama sonra düşününce de şimdi çıksan karşıma senle de uğraşamam ki ben. Her gün buluşacaksın, her yere beraber gideceksin, sürekli zaman ayıracaksın...
Belki de ben yalnızlığa çok alışmışımdır kim bilir? Tabi bu sürekli yalnız kalmak istiyorum anlamına gelmiyor ama yine de bağımsızlıkta pek fena bir şey değil hani. Kimseye hesap vermeden istediğini yapabiliyorsun mesela.
Dedim ya her şeyin bir zamanı var diye. Sen kendini ne zaman hazır hissedersen o da sana o zaman geliyor. Sanırım ben daha o hazır olma aşamasına gelemedim bir türlü.
Eğer o aşamaya gelirsem karşıma çıkacak kişininde benim o aradığım kişi olacağını düşünüyorum. Biraz hayal aleminde yaşıyormuşum gibi gelebilir ama olsun böyle düşünmek beni mutlu ediyorsa ne sakıncası olabilir ki daha fazla...
Bazen kızıyorum bu duruma. Ne olacaksa şimdi olsun, şimdi çık karşıma mesela diye diretiyorum. Ama sonra düşününce de şimdi çıksan karşıma senle de uğraşamam ki ben. Her gün buluşacaksın, her yere beraber gideceksin, sürekli zaman ayıracaksın...
Belki de ben yalnızlığa çok alışmışımdır kim bilir? Tabi bu sürekli yalnız kalmak istiyorum anlamına gelmiyor ama yine de bağımsızlıkta pek fena bir şey değil hani. Kimseye hesap vermeden istediğini yapabiliyorsun mesela.
Dedim ya her şeyin bir zamanı var diye. Sen kendini ne zaman hazır hissedersen o da sana o zaman geliyor. Sanırım ben daha o hazır olma aşamasına gelemedim bir türlü. Eğer o aşamaya gelirsem karşıma çıkacak kişininde benim o aradığım kişi olacağını düşünüyorum. Biraz hayal aleminde yaşıyormuşum gibi gelebilir ama olsun böyle düşünmek beni mutlu ediyorsa ne sakıncası olabilir ki daha fazla...
1 Haziran 2014 Pazar
Doğru Zaman...
Aslında hepimizin o kadar çok ihtiyacı var ki sevgiye... Bitip bilmeyen bir istekle sürekli istiyoruz onu... Deli gibi insanlardan sevgi dileniyoruz. En ufak bir sevgi kıpırtısı gördüğümüzde bağlanmamızın sebebi bu belki de. Kaybetmemek için o nadir bulunan şeyi... Bütün varlığımızla bağlanıyoruz ona... Bile bile lades diyoruz kimi zaman en olmayacak kişilerle... Hep belki beni biraz daha sever diye. Onları gözümüzde bu kadar büyüten, yücelten de biziz aslında. Olmadıkları kişiler olduklarını görünce de bütün yaygarıyı koparıyoruz... Kimse bize öyle olduklarını söylemedi. Ama hep bir acaba var ya o içimizde bizi yiyip bitiren 'belki bu sefer buldum o beni sonsuza kadar seveni' diyen... Bütün suç ondadır belki de.
Bulduğumuz o en küçük fırsatları bile değerlendirmek istiyoruz. Hayal kırıklığına uğradıkça daha bir korkar oluyoruz o fırsatlardan. Daha bir çekinerek yaklaşıyoruz onlara. 'Ya bu da öncekiler gibi olursa' diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Ve hayal kırıklıkları arttıkça daha bir kaçar oluyoruz... Önümüze çıkan koskocaman fırsatlar için bile cesaretimiz kalmıyor kimi zaman. Geçmiş geleceğimizi elimizden alıyor.
Bana göre insanların ne kadar doğru olmaları değilde ne zaman ortaya çıktıkları daha önemli. Siz istediğiniz kadar doğru olun, kalbi birçok kez kırılmış olan birini ikna etmeniz o kadar da kolay olmayacaktır çünkü...
Hayal kırıklıkları mantığı, kalbin önüne geçirir çoğu zaman.
Bulduğumuz o en küçük fırsatları bile değerlendirmek istiyoruz. Hayal kırıklığına uğradıkça daha bir korkar oluyoruz o fırsatlardan. Daha bir çekinerek yaklaşıyoruz onlara. 'Ya bu da öncekiler gibi olursa' diye sormaktan alamıyoruz kendimizi. Ve hayal kırıklıkları arttıkça daha bir kaçar oluyoruz... Önümüze çıkan koskocaman fırsatlar için bile cesaretimiz kalmıyor kimi zaman. Geçmiş geleceğimizi elimizden alıyor.
Bana göre insanların ne kadar doğru olmaları değilde ne zaman ortaya çıktıkları daha önemli. Siz istediğiniz kadar doğru olun, kalbi birçok kez kırılmış olan birini ikna etmeniz o kadar da kolay olmayacaktır çünkü...
Hayal kırıklıkları mantığı, kalbin önüne geçirir çoğu zaman.
Nev - Toy
Biz aşkı filmlerden fragmanlardan öğrendik
Afişlerdeki kalbi kırık yitik gençtik
Sonu belli senaryoda hep başroldeydik
Toyduk daha toy
Oysa aşk tutulacak bir sözden daha çok
Yaşanacak bir masal evvel zamanında
Sen sen ol aşkı tarif etme yaşa
Olur ya sözler unutulur ya da hayat
Biz aşkı hep hüzünlü şarkılardan
Biz aşkı hep kaybedenlerden dinledik
Soruyorsun ya neden diye belki de
Oysa aşk tutulacak bir sözden daha çok
Yaşanacak bir masal evvel zamanında
Sen sen ol aşkı tarif etme yaşa
Olur ya sözler unutulur ya da hayat
Afişlerdeki kalbi kırık yitik gençtik
Sonu belli senaryoda hep başroldeydik
Toyduk daha toy
Oysa aşk tutulacak bir sözden daha çok
Yaşanacak bir masal evvel zamanında
Sen sen ol aşkı tarif etme yaşa
Olur ya sözler unutulur ya da hayat
Biz aşkı hep hüzünlü şarkılardan
Biz aşkı hep kaybedenlerden dinledik
Soruyorsun ya neden diye belki de
Oysa aşk tutulacak bir sözden daha çok
Yaşanacak bir masal evvel zamanında
Sen sen ol aşkı tarif etme yaşa
Olur ya sözler unutulur ya da hayat
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)