14 Aralık 2014 Pazar

İçimden geçenler...

  Bu psikolojiyle dolanınca internette tam da içinden geçenleri söyleyen bir yazı çıkıyor karşına. Ekşi sözlükte bir yazar tam da anlatmış içimden geçenleri. Bana da paylaşmak kalıyor o vakit...


 '' Mehmet ve Yurdanur'un bir diyaloğu var ve her aklıma geldiğinde üzerime umutla karışık bir hüzün çöküyor. Hani ''benim yerim burası. senin yanın. sen benim hem ailem, hem vatanımsın artık.'' diyor ya... Böyle şeyleri birisinden duymanın, en çok da birisinin gerçekten böyle hissetmesinin artık imkansız olması sıkıyor canımı. Bir insana böylesine bağlı olmak küçümsenecek bir şey oldu. Ait olamamak, bağlanamamak revaçta. Bunun artısı nedir bilemem ama eksisi kocaman bir yalnızlık hissi, o kesin. 

  Tek bir insan olsun, benim olsun demektense hepsinden azar azar olsun isteği var artık. Yanında sevgilisi olanın bile facebook, twitter ve bilmediğim türlü medyada, ortamda vs. elinin altında en az beş kişi durmakta. Güvensizlik ve gereksiz bir sosyallik mevcut. ''bu olmazsa'' jokerleri var ama ''bu olsun'' sabrı kalmadı kimselerde. Yalnız kalmak istemiyoruz, yalnız da kalmıyoruz belki ama yalnız hissediyoruz.

  Çok fazla beklenti, çok fazla seçenek var. Ulaşmak kolaysa vazgeçmek daha kolaydır. Çağın en büyük avantajı gibi duran dezavantajı bu aslında. Her şey kolay, emek vermeye gerek yok, herkesin zamanı çok kıymetli, Verdiği değeri göremeyenlerin hayal kırıklığı diğerlerinin üzerine sinen müthiş bir korku haline gelmiş ve kimse aptal durumuna düşmek istemediği için gerçekten kalbini açmaz olmuş. Hayatımızı yazsak yalan olur. İçinde neredeyse gerçek bir duygu barındırmayan hikayeler, çöp yığını.

  Bu düzen bir şekilde değişmeyecek. Ya sen ona erken geleceksin, ya o sana geç. Zaman tutturulamayacak. Sonradan anlayacaksın ya da sonradan anlayacak. Bazen birisi herkesten vazgeçip sana gelecek, oralı olmayacaksın, bazen de sen birisi her şeyin olsun isterken o hala yedekte tuttuklarıyla kendisini koruduğunu zannediyor olacak. Karşılıklısı yok. Güçlü olanlar her şeye rağmen devam edecekler, kuralına göre oynayacaklar ve ne kazanıldığı belli olmayan bir mücadele içinde ömürleri tükenecek. En iyi ihtimalle bir mantık evliliği veya yalnız kalınmak istenmeyen geceleri geçirebilecek miktarda sahip olunacak fuck buddy falan. Çünkü tek eksiğimiz, ihtiyacımız bir erkek ya da kadın bedeni. Oysa Ferhan'ın dediği gibi, ''merhamete ihtiyacımız var hakim bey...''

  Yine de...
  İçimde bir umut var ki bana bunları yazdırıyor. Aramıyorum, sadece bekliyorum. Kimseye ''kimse olmazsa bu olsun'' gözüyle bakmadan, kimseye sırf yalnız kalmamak için yaklaşmadan bekliyorum. Değişiyorum, değişmeye çalışıyorum. Oyundan tamamen çıktım. Böyle değildim. Bu akşam evde oturmazdım mesela. Kuru kalabalık iyi geliyormuş gibi davranırdım. Ya da benimle ilgilendiğini bildiğim insanlara biraz gaz verip moralimi yükseltirdim. Elimin altında birkaç iltifat duyacağım birileri olurdu yani mutlaka. Üzgünsem, yalnızsam, bir şekilde toparlardım. Mavi boncuklarım vardı. Kıymeti yoktu ama zaman geçerdi işte. Çocukluk, aptallık, gereksiz sosyallikler...

  Acelem yok. Sakince ve yalnız bekleyeceğim. Bir gün cebinde yedekleri olmayan, yerinin benim yanım olduğunu hisseden ve kalmak için her şeyi göze alabilecek birisi gelecek. Yalnız kalmaktan değil, bensiz kalmaktan korkacak. Ve aynı şekilde karşılayacağım onu. Birbirimizin hem ailesi, hem vatanı olacağız. Hayatın tüm zorluklarında, koşturmacasında, her yorgunluğumda bileceğim ki devam etmeye değer, çünkü o var. Çocuklarımız olacak. Ben babamla hiç kahvaltı yaptığımızı hatırlamıyorum. Kısmet olmadı onunla büyümek. Bazen ayrıntılara takılır kafam, merak ederim. Mesela çayı kaç şekerli içerdi, o da reçel sevmez miydi, yeşil mi yoksa siyah zeytin mi... Bunları merak etmeyen çocuklarımız olacak bizim. Birlikte yeniden büyüyeceğiz. En güzel sofraları kuracağım onlara. Poğaça kokacak evimiz. Çok çalışacağız, çok yorulacağız ama koşarak geleceğimiz bir yuva, kapattığımızda her şeyi dışarıda bırakacak bir kapımız olacak. Öyle bir gülümseyeceğiz ki birbirimize, o gülümsemede yitip gidecek koca dünya. ''

İçe Kapanmak.

  Ara ara içime kapanma dönemlerim var benim. Kendimle yalnız kalma dönemleri... Depresyonun dibine kadar yaşandığı, şarkılardan medet umulan dönemler. 
  Denk gelmiştir burası da o dönemlere. Şu an olduğu gibi mesela.
  Böyle durumlarda beni en iyi anlayan günlüğüm gibi gelirdi hep. Şimdi burası var artık. Kendimi bulduğum. 
  Ne oldu diyeceksiniz, bu kız durduk yere niye girdi bu modlara? Bilmem. 
  Gerçekten bilmiyorum.
  Bir kaç saat öncesine kadar arkadaşlarımla beraber gayette mutluydum. Sonra bir anda bu hava sardı etrafımı. Yüzüm düşük, vücudum halsiz ve isteksiz. Bildiğin depresifim. Hiçbir şey yok gözümde mesela. Bir anda bitirebilirim hepsini. Neyse ki biraz mantığım var hala. Hiç yalnız bırakmaz da kendileri. 
  İlginç insanoğlu. 
  Ara ara düşünürdüm; bir insan neden depresyona girer ki. Çevre, hava, insanlar bu kadar canlı ve renkliyken insan niye siyahı seçer ki? Seçebiliyormuş. Şu an benim seçtiğim gibi. 
  Garip bir narsistlikle bu ruh halinden çıkmak istemiyorum şu an. İstesem çıkabilirim gibi geliyor. Ama istemiyorum. Bunun için duygusal müzik dinleyip daha da derinleştiriyorum. Neden bunu yapıyorum onu da bilmiyorum. 
  Aslında bu hafta başında ne kadar da umutlu ne kadar da mutluydum. Beğenildiğimi hissediyordum. İlk defa birini bu kadar da beğenmiştim. Eee ne oldu? Niye böyleyim? 
  İlgisizim, sevgisizim... Bu kadar arabeske bağlamak istemiyorum tabi ki de ama ben zor bir insanım. Bunu çevremdeki herkes doğrular. Sevgimi belli etmem, kolay beğenmem, tam anlamıyla mükemmelliyetçiyimdir. Ama belki de ilk defa bu kadar hazırdım ben. Bu kadar karşımdakini kabul etmeye yakındım. Evet kendime birçok defa söyledim, insanlardan yapabileceklerinden fazlasını bekleme diye. Ama işte o umut... O hayal kırıklığı şu an beni buraya getiren. 
  Hala içimden bir ses 'kır, dök' diyor ne varsa söyle. Mantığım 'Dur! Pişman olacağın, yarın keşke diyeceğin şeyleri söyleme, kendini küçük düşürme' diyor. 
  Bu yazının sonunda belli olacak belki de kimin galip geleceği.
  Bir şey yapmak istiyorum. Ben burdayım demek istiyorum. Olmuyor. Olmuyor. Tek yapabildiğim buraya böyle yazmak. 
  Çözümsüz içimdekileri anlatmak. 
  Her depresif halimin bir şarkısı var bende. Bugünkü : Coldplay - Yellow
  Neden bu şarkı onu da bilmiyorum. Sözlerinin anlamını da bilmiyorum. Sadece playlistte denk geldiğimde bu şarkı iyi geliyordu bu ruh halime. Bende defalarca tekrara aldım. O kadar.


27 Kasım 2014 Perşembe

Seni hiç görmedim!..


Seni hiç görmedim..!
Ne otobüs ne de dolmuş durağında;
Hiç bir yerde rastlamadım, hiç tanışmadık, hatta aynı şehirde bile yaşamıyoruzdur...
Ya da aynı şehirde yaşıyor ve aynı havayı soluyoruzdur...
Belki de hiç ortak yanımız bile yok;
...Ya da bir elmanın iki yarısı gibiyiz...
Tanısan beni benden daha çok sevecek;
Ya da benden nefret edeceksin...
Belki de aynı yerde yemek yiyor, aynı sözleri konuşuyor ve hatta aynı şarabı aynı gün batımına bakarak içiyoruz...
Kimbilir belki de aynı müziği dinliyor, hatta farkında olmadan aynı müzikle dans ediyoruz...
Aynı yağmurda ıslanıp aynı güneşle ısınıyoruz...
Aynı kaldırımda yürüyor;
Aynı köşeden belki, aynı belki de, ayrı istikametlere yürüyoruzdur...
Belki de şu an beni düşünüyorsun;
Farkında olmadan elinde kahven, yüzünde bin bir renkte tebessüm ve bir aşk şiirinin daha içinde yer alıyorsun...
Tıpkı benim gibi;
Biliyorum sende benim gibi düşünüyor, gülüyor, aynı kitabı okuyor ve kitaba daha başlarken son kısmına dayanamayıp göz gezdiriyorsun...
Biliyorum sende, beni arıyor bulacağın güne kadar bekliyorsun.
Hatta biliyorum sende bana delicesine aşıksın;
Tıpkı benim, sana aşık olduğum gibi…
Dedim ya;
Seni hiç görmedim..!
Ne otobüs, ne de dolmuş durağında...
Hiç bir yerde rastlamadım..!
Rastlasaydım;
Farkederdin...


23 Kasım 2014 Pazar

Su ve Ateş

  Gece gece yine kendime acı çektirmenin yolunu buldum. Bu ara o kadar hassasım o kadar arayış içindeyim ki... Üstüne birde televizyonda denk geldiğim bir aşk filmi eklenince sonuç yine boğazımın düğümlenmesi ve gözden akan yaşlar... 
  Derin bir oh çektikten sonra izlediğim film 'Su ve Ateş' idi. Tıpkı adı gibi olan bir film. Özcan Deniz filmi. Izleyin... Acıyı doruklarında yaşamak için birebir...

  'Bilmezdim bu derdin beni yolumdan seni solumdan edeceğini.'

9 Kasım 2014 Pazar

Unutursam Fısılda

  Bugün uzun zamandır etkilenmediğim kadar güzel bir film izledim. Adı: Unutursam Fısılda
  Bir Çağan Irmak filmi. Bana göre şimdiye kadar ki en iyi filmi. Bu öyle bir adam ki hiçbir filmini beğenmemek imkansız neredeyse. Çıtayı devamlı yükselten ve dramı da çok iyi işleyen bir yönetmen. En son, filmlerinden 'Dedemin İnsanları'nı bu kadar çok beğenmiştim. Şimdi bu film onun yerini aldı. 
  Benim bu tepkilerim konusunda filmi izleyen çoğu kişi bana katılacaktır sanırım. Nedir bu filmi bu kadar etkileyici yapan, seni en çok ne etkiledi derseniz, cevabım tabi ki de içindeki AŞK... Özellikle de delicesine sevdiğin insanı kaybetmek... Buraya yazarken bile hala boğazıma bir şeyler düğümleniyor. O kadar iyi anlatılmıştı, o kadar iyi işlenmişti ki konu, bütün o anları iliklerime kadar yaşadım resmen. Bütün her şey hafızama işledi adeta. Gözyaşlarımı tutamadım kimi zaman. Buraya bunları yazarken bile hala hissediyorum o anları. Gerçekten ama gerçekten çok iyi bir filmdi. 
  En son 'Aşk Tesadüfleri Sever'de bu kadar yoğun duygular hissetmiştim. Konu olarak da daha doğrusu sonları olarak birbirlerine benzer filmlerdi. Orada kız ölüyordu burada erkek... 
  Benim bu iki filmden de bu kadar etkilenmemin sebebi; ikisinde de birbirlerini çok seven insanlardan birinin ölmesi. Bu o kadar büyük bir acı ki bana göre, o kadar tarifsiz ki. Açıkçası düşünemiyorum bile bu acıyı. İnsan böyle bir durumda nasıl hayatını devam ettirir ki. Nasıl yaşar, nasıl bir başkasını sever? Benim aklım almıyor. Ve ne zaman böyle konulu bir film izlesem kendimi tutamıyorum. Boğazım düğümleniyor, gözlerim doluyor. O yüzden kıymetini bilmek gerek yanımızdakinin. Saçma sebeplerde kırıp dökmemek gerek. Hiçbir sorun onu kaybetmekten daha büyük, daha önemli değil çünkü.
  Son olarak eğer izlemediyseniz 'Unutursam Fısılda'yı şiddetle tavsiye ediyorum size. (Film birazda Sezen Aksu'nun hayatından izler taşıyordu bana göre. Özellikle Sezen Aksu'nun belgeselini izleyenlerin bana hak vereceklerini umuyorum.)

8 Kasım 2014 Cumartesi

Bob Marley...


Maske

  Her birimiz ayrı ayrı maskelerle geziniyoruz. Odamızdan içeri girdiğimizde çıkarıp maskemizi baş ucumuza koyuyoruz. Savuramıyoruz bir köşeye, ertesi sabah tekrar takmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. Saklıyoruz kendimizi, ezilmekten korkuyoruz. İnsanların özümüzü görmesinden korkuyoruz. Kırılgan olduğumuzu, incinebileceğimizi kendimizden bile saklıyoruz. Maskeyi taktığımızda güçlüyüz ya da öyle görünüyoruz EN AZINDAN...