28 Eylül 2013 Cumartesi

Bu Saatler ve AŞK..

  Hep bu saatlerde başlıyor benim duygusallığım sanırım.. Şu saat 1'i geçti mi benimde içime bir sevgi, duygusallık ya da umutsuzluk doğuyor.. Radyom açık her zamanki gibi.. Eski şarkılar çalıyor yine.. Ahh diyorum keşke yaşasaydım o dönemlerde, o radyolardan, o plaklardan dinleseydim bu şarkıları.. Şu an Fedon - Aşığınım çalıyor mesela.. Ne güzel anlatıyorsun o aşkları..
  Aşığınım yanımda olamasanda, aşığınım sana dokunamasamda, sonsuza dek aşığınım...


  Dedim ya bağladım yine duygusallağa.. O vakit 'aşk'ı konuşalım biraz.. 
  Ben inanmıyorum aşka.. Birinin bir başkasını o kadar çok sevebileceğine inanmıyorum.. Çünkü bana göre AŞK öyle bir şey ki kendinden bile vazgeçmek kimi zaman.. O yüzden 'sevmek' var 'hoşlanmak' var ama 'AŞK' yok.. Bir de eğer gerçekten bulan varsa gerçek 'aşk'ı sonsuza kadar sürmüyor bence.. Bir noktadan sonra aşk bitip eğer varsa 'sevgi' kalıyor en sonda 'saygı'.. Bana saman alevi gibi geliyor aşk.. Bir anda tutuşan kısa sürede kendini söndüren.. O yüzden sevgi varsa devam ediyor yoksa sönüp külleri kalıyor geriye sadece.. 
  Ben çok sevmek istiyorum, böyle sonuna kadar sevmek.. Ama tutan şeyler var beni o sevgiyi engelleyenler.. Hani diyorlar ya 'çok aşığım, çok seviyorum' sonra 1 hafta geçmeden başkasını takıyorlar koluna.. Ben hiç öyle olamadım mesela.. Bu kadar çabuk unutamadım hiçbir zaman hep kaldı bir yerlerde.. Yanlış anlaşılmasın yalnız bunlar sadece hoşlanmaydı AŞK değil.. Onu bile beceremedim yani doğru dürüst.. Aslında bunun için üzgün değilim hiç.. Bence 'gurur' duyulmalı bununla diye düşünüyorum.. Başkalarının sahte vaatleriyle kirletmedim kalbimi.. Çünkü biliyorum ki ister 20 yıldır tanış ister 40 bir insan sen onla hayaller kurarken seni bir anda bırakabilir.. O yüzden plan yapmamak en güzeli sanırım.. Ya da hiçbir zaman tamamen güvenmemek..
  'Güven' demişken ben sevdiklerime güvenmek isterim her zaman herkes gibi.. Arkamda olduklarını bilmek isterim.. Ve en büyük sorunlarımdan ya da taviz veremediğim konulardan biri bu.. Bir ilişkide güven olmadıktan sonra o ilişki neye yarar ki..  Ha olmuş ha olmamış.. Biraz da bundan benim yalnızlığım.. Daha ilk aşamada kalanlarla dolu hayatım.. 
   Ben hoşlandığından uzak duranlardanım.. Onun yüzüne gözlerinin içine bakamayanlardan.. Bakınca sanki her şeyi anlayacakmış gibi olanlardan.. Elim ayağım birbirine dolaşıp rezil olmaktan korkanlardan.. Saçma sapan sözler söylemekten korkanlardan.. Ahh işte yenebilsem bunları.. Hem onu görmek için can atıp hemde saklanmak için yer aramasam mesela..
  Bir zırhım var benim kırılmaktan korktuğum her şeyi çepeçevre saran kalın bir zırh.. Onun ilk aşaması 'güven'.. Maalesef şu ana kadar kimsenin giremediği.. Çünkü biliyorum ki ben o zırhı kaldırırsam çok kırılganım çok narinim.. O yüzden bu sertliğim bu hırçınlığım.. Ama kalkarsa eğer bir gün o zırh çok seversem eğer birini işte o zaman benden daha sadık daha seven biri olmaz sanırım.. Sonuna kadar bağlı.. Eğer bir gün çok 'seversem'..

27 Eylül 2013 Cuma

Sırlar...

  Herkesin mutlaka kendine sakladığı bir sırrı var şu hayatta.. Canım kardeşim dediğinden bile sakladığı sırları..
  Benim var mı diyecek olursanız.. 'evet' var.. Kendime bile itiraf edemediğim.. Düşündükçe kalbimi sıkıştıran, düşünmeye bile tahammül edemediğim sırlar..
  Ben aslında çok gizlemem birşeyleri.. Bilen bilir.. Çünkü saklamak ağır gelir çoğu zaman söylemek daha kolay.. Ama bazı şeyler varki hayatta söylemek bile kolay değil o kadar.. Düğümleniverir boğazında birşeyler çıkmaz.. Sessiz çığlıklar attırır sana.. Dedim ya düşünmeye bile tahammül edemezsin o yüzden üstünü kapatmak daha kolay gelir.. Unutmuş gibi yapmak..
  Şimdi soruyorsunuzdur belki kimseye söylemediği bir sırrıyla alakalı niye buraya yazıyor.. Herkesin görebileceği bir yere.. Bu benim kendimle hesaplaşmam şu an.. Korkularla yüzleşmem.. Yüklerimden biraz olsun kurtulmam.. Buraya sırrımı yazmayacağım tabiki de.. Bu benim tek başıma taşımam gereken bir yük..  Bana kimi zaman ağır gelsede..
  Bazen siz düşünmek istemeseniz bile sırlar sizin hayatınızı şekillendirmeye devam eder.. Ne kadar diplere gömerseniz gömün onlar bir yolunu bulup değiştirirler hayatınızı.. Sonrada bir anda çıkıp 'sürpriz' yaparlar size.. Sanki üstünden hiç zaman geçmemiş gibi.. Aynı tazeliğiyle dikilirler karşınıza..
  Ben sırlarımın hayatımı nasıl etkilediğinin yeni yeni farkına varıyorum.. Diyorum ki evet o yüzden böyleyim ben.. O en dibe gömdüklerimi çıkarıyorum bir bir ortalığa.. Acıta acıta yüzleşiyorum onlarla.. Üstünü örtmek yerine tamamen kapatmak istiyorum çünkü artık.. Daha fazla etkilemesin hayatımı istiyorum mesela.. Ne kadar mümkün olursa artık..
  Bu yazı yüzleşmem benim kendimle.. Belki çok anlamsız sizin için ama benim için büyük bir adım bu.. Belki bir daha bu kadar cesareti bulamayacağım kendimde.. Hatta bu yazıyı okuyamayacağım bir daha belki.. Ama şu an rahatlattı mı diye sorarsanız nispeten 'evet'..
  Son bir tavsiye ; tutulmamalı hiçbir şey en derinlerde.. Çünkü ne kadar gömersek derine o kadar güçlenip çıkıyor karşımıza..

23 Eylül 2013 Pazartesi

İçimizde Bir Yer..

  Yine günlüğüme not aldığım, benim kafama dank ettiren o sözlerden yazmak istiyorum bu akşam..

  "Geçmişi unutmayı öğrendim, geleceği merak etmeyi..
   Geleceği merak ettiğim anları düşünüyorum da şimdi, hep yalnızdım o anlarda.. Gelecekle yalnızlık arasında bir bağ var gibi geliyor bana.. İnsan yalnızken geleceği düşünüyor ve geleceği düşünmek insanı yalnızlaştırıyor..
   Biraz sonra dağılacak bir kalabalığa bakmak gibi geleceğe bakmak.. "

  " 'O gitmez' dediğin kaç kişi gitti, asla kopamayacağını sandığın kaç kişiden koptun.. Hafızanda birer soluk hayalet şimdi onlar ve sen onların hafızasında soluk bir hayaletsin.. Gelecek, hayatından kimleri soluk hayaletlere çevirecek..
   Geçmişin anıları, geleceğin soruları..."

  "İki yabancıdan hangisinin nerede bitip hangisinin nerede başladığı anlaşılamayan tek bir varlık yaratıp, tek bir varlığı parçalayıp ondan iki kederli yabancı çıkartan korkunç büyünün büyücüsü kimdi?"

  "Şaman büyücülerinin kötülüklere karşı omuzlarından geriye attıkları tuz parçacıkları gibi maziye doğru fırlatıp attığımız hatıralar, bir hayalet panayırında canlanıveriyorlar.. Tek tek bütün günleri buluyorsunuz o panayırda; şu çok sevdiğim gündü, şu beni acıyla kıvrandıran gün.. Hangisinin ne zaman geleceğini bilmiyordun ve hepsi geldiler.. Binlerce siyah balon gibi uçtular semalarımda.. Her biri patlayıp içinden bir başka renk, bir başka hayat, bir başka yüz, bir başka duygu çıkarttı..
   Gelecek o siyah balonlarla dolu...
   İçlerinden neler çıkacak?"

Ahmet ALTAN

18 Eylül 2013 Çarşamba

Yarım Kalanlara Rağmen...

  Çok sevdiğim ve sözlerinin beni çok iyi anlattığını düşündüğüm bir şarkının sözlerini yazmak istedim bu akşam..

  Zeynep Sağdaş - Yarım Kalanlara Rağmen

  Söylemezdin tüm o sözleri
  Görseydin en gerçek halimi
  Artık önemi yok
  Her yanlıştan doğar bir doğru
  Belkide böyle olmalıydı bu
  Boşver ziyanı yok

  Başka birine kendimi anlatmak
  Başka birine duvarlarımı yıkmak
  Başka tenlerde aşkı aramak
  İnan istemem artık...

  Zor...
  Duramam ayakta her gün kırılıpta
  Zor...
  Aşk yaşanmıyor her gün her an yanılıpta
  Her giden bir parça çalıyor benden
  Yarım kalanlara rağmen...

  Yok...
  Bağırma sakın hiç şimdi alınıpta
  Yok...
  Üstüme gelme hiç eskiye sarılıpta
  Her acı bir günah siliyor benden
  Yarım kalanlara rağmen...

  Söylemezdin tüm o sözleri
  Görseydin en gerçek halimi
  Artık önemi yok
  Şimdi yaramı sarmam gerek
  Aşkla aramı yapmam gerek
  Kime inanmalı...


16 Eylül 2013 Pazartesi

Üç Kimse..

  Hazır açmışken günlüğümü not aldığım bir söz çekti dikkatimi.. Açıkçası bir önceki yazımdan sonra sanki evrenin bir mesajı gibi..

  Demetrios'un bir sözüymüş..

  'Üç kimseye mutlaka saygılı olunuz; kendi evinizdeyken ailenize, sokaktayken geçenlere, yalnızken KENDİNİZE...'

İlk Yazım; Sıkıntı, Günlük, Maske..

 Bazen sebepsiz yere bilmiyorum çok sıkılıyor canım... Özellikle tam bu saatlerde kendimle başbaşa kaldığım bu zamanlarda.. Aslında çok iyiydim birkaç saat önce dedim ya birdenbire...
  Eskiden günlüğüme yazardım böyle zamanlarda.. Sanki bir tek o anlardı beni.. Gerçi hala öyle de.. Neyse.. Şimdi ona bile yazmaya üşendim sanırım.. Hep bu teknoloji işte...
  Bazen derin derin nefes almak gerek sanırım.. Böyle bütün sıkıntıları içine çekip sonrada kuvvetli bir şekilde dışarı verecek kadar derin.. Denedim bunu birkaç kere yani sıkıntımı unutup aklıma geldiğinde.. Gerçekten de rahatlatıyor sizi.. Bir kere canınızı sıkan şeyin ne kadar saçma bir şey olduğunu gösteriyor size.. Yarın olduğunda olayların hepsi bittiğinde 'neden bu kadar kastım ki kendimi?' dedirten bir sıkıntı olduğunu gösteriyor size adeta..
  Dedim ya biraz önce günlüğüme yazardım diye.. Değişik değişik defterlerde hiç de albenisi olmayan sayfalara yazdım hep.. Çünkü albeni merak uyandırır.. Haliyle okunmasını istemezdim günlüğümün.. O yüzden hep diğer ders defterlerimin arasında gizlerdim onu.. Ben bilirdim sadece..
  Ortaokuldan beri yazarım günlük.. Ama öyle günü gününe değil tabi. Yoksa ohoo saklamak ne mümkün.. Hep işte böyle sıkıntılı olduğum zamanlarda, insanlara anlatacak birşey bulamadığımda ya da anlatacak insan bulamadığımda koştum ona.. Çünkü o sana soru sormaz, seni yargılamaz, ahh çok sıkıldım sus demez.. Bir bakıma senin kendinle hesaplaşmandır aslında.. Kendine kızmandır mesela.. Sürekli sözler vermendir.. Herkesten sakladığın 'KENDİNDİR' aslında.. Severim o yüzden günlük yazmayı.. Açıkça hiç saklamadan kendimi dürüst olduğum tek yerdir belki de.. MASKESİZ..
  Bir yerde okuyup günlüğüme not aldığım bir kaç söz var şu maskeyle alakalı..
  'Her birimiz ayrı ayrı maskelerle geziniyoruz. Odamızdan içeri girdiğimizde çıkarıp maskemizi baş ucumuza koyuyoruz. Savuramıyoruz bir köşeye, ertesi sabah tekrar takmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. Saklıyoruz kendimizi, ezilmekten korkuyoruz. İnsanların özümüzü görmesinden korkuyoruz. Kırılgan olduğumuzu, incinebileceğimizi kendimizden bile saklıyoruz. Maskeyi taktığımızda güçlüyüz ya da öyle görünüyoruz en azından...'
  Sanırım gayet güzel özetliyor bizi.. Konu nerden nereye geldi.. Neyse kendimin yazdığı ilk yazıda bunları anlatmak bilmem beni iyi hissettirdi sanırım biraz olsun.. En azından çok az da olsa dürüstüm biraz olsun..

6 Eylül 2013 Cuma

Sonbahar

Büyükçe yaprakları var buralarda ağaçların
Dökülürken bütün hüzünleri götürüyorlarmış gibi
Kocaman sararıyorlar kupkuru kalarak birazda...
Anlamak yetmiyor her zaman tabiatın dilinden
Bazen yaşamak da gerek, bazen dökülmek...
Mesela ağaçlar şimdi üşüyorlar mıdır?
Evsiz, barksız, açıkta hissediyorlar mıdır?
Kara kışı atlatıp, baharı yine yeşile karşılamayı
Yeni filizler de yenilenen yapraklarla, 
Üstelik her yıl,
Yeni bir aşkı düşleyebiliyorlar mıdır?
Ve ben, 
Bir daha ki baharda yeniden filizlenebilecek miyim?
Faruk Köse