28 Kasım 2013 Perşembe

...

  Bazı şeyler artık o kadar anlamsız geliyor ki bana... Kendimi ne kadar gereksiz yere üzüyormuşum meğer... Her ne kadar kötü düşünmek istemesem de bazı şeyler insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor maalesef... Diyorsun ki sen neye üzülüyorsun bu kadar, neden hırpalıyorsun kendini... Nedir yani senin kendinle derdin bu kadar...
  Bırak ya bırak... Senden daha önemli değil hiçbir şey...

27 Kasım 2013 Çarşamba

Nefes...

  Bu ara kafamda o kadar çok şey varki sanki üstüste geliyor herşey... Sürekli kafamın içinde dönen düşünceler... Sürekli bir yerlere savruluşum...
  Okulum, dersler, arkadaşlarım, duygu durumlarım, ailem...
  Kısaca tüm hayatım...
  Bazen öyle bir oluyor ki sanki nefes alamıyorum... Boğuluyorum... Herşeyi bırakıp kaçmak istiyorum, hiçbirşey düşünmek istemiyorum mesela... Olmuyor... Yüklenen sorumluluklar, insanların beklentisi... Hep birşeyler engelliyor beni... Şu an bu yazıyı yazarken bile bir sürü şey dolanıyor kafamda... Beni bekleyen konular... Diyorum ya rahat bir 'nefes' almak istiyorum artık bu hayatta... Yarını düşünmek istemiyorum mesela... Birşeyleri planlamak istemiyorum... Birisi çeksin çıkarsın beni bu durumdan o düşünsün benim yerime istiyorum... Biraz dinlenmek istiyorum artık yaa... Kimseyi düşünmek 'istemiyorum' artık ben yaa...
  Derin, güzel, rahat bir nefes almak istiyorum hiçbir şey düşünmeden...

19 Kasım 2013 Salı

Aklımızdan geçenler...

  Bazen diyorum ki ya birileri aklımızdan geçenleri duysaydı? Ya o yüzyüze konuştuğum kişi aklımdakileri bilseydi? Ya da biz insanların aklından geçenleri duyabilseydik? Hayat nasıl olurdu acaba?
  Bütün yaşanmamış aşklar, sevgiler, ihanetler hepsi bir bir gün yüzüne çıkardı... O birbirine sevdiğini söyleyemeyenler mutlu huzurlu hayatlarına başlarken, o etrafındakine çok güvenenler ise derin bir karanlığa gömülürlerdi... O yüzden bu alabildiğine yalansız hayat bana hem tehlikeli hem de korkutucu görünüyor...
  Ama diğer yandan benim de çok sevmediğim o sahtecilik, o riyakarlık gidince, sanki herkes birbiri hakkında herşeyi öğrenince, belki daha güzel olur dünya diye düşünmekten de kendimi alamıyorum... Bazen açık açık söylemek geçsede içimden gelenleri maalesef hep bir engel koyuyor hayat önüme... Sevmediğim insanla konuşurken bangır bangır onu sevmediğimi söylesede içim, yüzümün ona hep gülmesi bana en büyük yalan gibi geliyor... Veya sevdiğimi söyleyemediğim insanlar... İşte böyle anlarda keşke diyorum keşke anlayabilseler içimden geçenleri...
  Bu konuyla ilgili Mel Gibson'un çok güzel ve çok komik bir filmi var... Çok uzun yıllar önce izlememe rağmen hala hatırladığım, beni çok düşündüren ve bende izler bırakan bir film... Açıkçası bu akıl okuma olayını ilk kez o filmi izledikten sonra düşünmeye başladım diyebilirim... O yüzden etkisi büyük bende... Biraz gülmek ve düşünmek için izlemeniz tavsiye edilir...
  Filmin konusu :Nick Marshall (Mel Gibson), kendisini tanrının kadınlar için gönderdiği bir hediye olarak görmektedir. Chicago'da reklamcılık yapmakta olan Nick birgün küçük bir kaza geçirir, kadınların gerçekte ne düşündüklerini duymaya başlar. Maço davranışların, kadınların isteği üzerinde olumlu bir etki yaratmadığını öğrenerek ilk şokunu yaşar. 

İş yerinde gelmeyi planladığı pozisyona bir kadın atanır: Darcy. Erkek yiyici olan bu kadın aynı zamanda müthiş bir reklamcıdır. Nick bir derhal bir plan yapar; Yeni patronunun düşünecelerini okuyacak ve o düşünceleri kendisininmiş gibi satacaktır. Ne var ki her şey planladığı gibi gitmez, aşk yolunu keser.



17 Kasım 2013 Pazar

Sevmek mi?.. Sevilmek mi?..

  Arada düşünürüm bu iki kelimeyi. Hangisi daha önemli benim için diye... Birbirine o kadar benzer ki bu iki kelime kimileri için aynıdır belki de. Ama bence her insan için kendileri farkında olmasa da biri daha önce gelir. Ve hep seçimlerini ona göre yaparlar.
  Bu iki kelimeyi arkadaşlarıma da sordum. Hangisi daha önce gelir sizin için diye... Açıkçası çok net cevaplar alamadım. Şunu farkettim insanlar çok düşünmüyorlar bunun üstüne. O yüzden ben sorunca çok net cevaplar da veremiyorlar. Aslında çokta önemli değil onlar için hangisinin önce geldiği... Belki de bu yüzden çokta düşünmüyorlar. Ama bence ilişkilerdeki ana sorun belki de bu.
  Bir arkadaşım cevap olarak Ahmet Batman'ın dizelerini paylaşmış...
   ''Sevmek mi? Sevilmek mi? diye sorma bana.
   İkisi de yalnız başına mutsuz eder.
   İkisi de ayrı ayrı bildiğin keder.
   Çok duydum bu soruyu, neden sorulur, anlamam da pek.
   Sevmek güzeldir, sevilmek de güzel.
   Ayrı ayrı olunca, pek tadı olmaz.
   O yüzden en güzeli severken sevilmek.
   Sevilirken sevebilmek...''

  Bende sonuna kadar katılıyorum bu dizilere. Kesinlikle ikisi ayrı ayrı düşünülemez. Ama bir insan ikisini aynı anda da hissedemez. Mutlaka hep biri önce gelir.
  Peki benim için hangisi önce geliyor? 'Sevilmek' sanırım... Tabi ki de sevmek isterim ama beni çok seven birinin beni ikna etmede çokta zorlanacağını sanmıyorum. Eskiden belki 'sevmek' derdim bende ama sevince daha çok acı çekiyor insan... O yüzden şimdi deli gibi sevilmek ve peşimden koşulmasını istiyorum bencilce... Belki de geçmişte sevdiklerimin intikamıdır bu ha ne dersiniz?
  Başlarda demiştim belki de ilişkilerin bitme sebebi bu diye... Bence insanlar bu konuda birbirini tamamlamalı. Yani biri 'sevilmek'ten hoşlanıyorsa diğeri 'sevmek'ten hoşlanmalı. İkisinin de 'sevilmek'ten hoşlandığını düşünsenize... Bir süre sonra çıkmaza girmeye başlarlar. Sonra kim daha çok seviyor, kim daha çok emek verdi diye hesap yapmalar... O yüzden çokta yabana atılmaması gerekiyor bu konu bana göre.
  Bugünkü kafama taktığım konu buydu... Şimdi ben size soruyorum sizin için hangisi önemli?
  Sevmek mi?
  Sevilmek mi?

5 Kasım 2013 Salı

Beni Anlama...

  Sabahtan beri kafamın içinde sürekli çalan şarkı...

  AŞK incelik ister canım hoyrat olma
  Beni böyle sev değiştirme boşver anlama
  Bir güç savaşı değil bu kendi haline bırak
  Galibi yoktur ki hiç aşk bu unutma...
  Aşk bu aşk olacak
  Sen izin verirsen yaşanacak...


4 Kasım 2013 Pazartesi

Sinir... Haksızlık... Bencillik...

  Bazen gerçekten çok sinirlenebiliyorum... Hatta çok üzücü olaylara ağlamayan ben sinirlenince bir anda sulugöz bir insana bile dönüşebiliyorum... Ki bu benim çok sevmediğim ve bana göre zayıflık göstergesi olan birşey... O yüzden ağladığımda kimsenin yanımda olmasını da istemem... 
  En çok sinirlendiren şey beni yapılan haksızlıklardır sanırım... Özellikle yanlış anlaşılmak ve bunu anlatmaya çalışmak ayrı bir sinir durumu... Ki benim sürekli gün içinde enerji harcadığım bir konu...
   Haksızlıklara dönersek bazen ara ara geçmişin intikamını alıyorum... Her ne kadar bunu yapmak istemesem, unutmak istesemde herşeyi içimden atamıyorum maalesef... Hani birşey boğazınızda düğümlenir ve gitmez ya işte o bazı şeyler mutlaka çıkmak istiyor oradan... Bu konuda hafızamda maalesef iş başında oluyor herşeyi an be an hatırlatarak... 
  Bazen sahip olamadıklarıma sinirleniyorum... Sahip olanlardan acısını çıkararak... Bana göre bu da aslında bana yapılmış bir haksızlık... Belki şu an çok bencilce görülebiliyor fakat aslında hepimiz buna kızmıyor muyuz??? Buna şanssızlık diyoruz hayatta boşver diyoruz... Ama... Hep bir içimizden de 'neden ben değil de o?' demiyor muyuz??? İtiraf edin... 
  Çünkü aslında her ne kadar empati yaptığımızı söylesek de hayatta; bizim için hep 'önce can sonra canan' geliyor... Vee bu artık öyle birşey ki sırf toplum baskısına numaradan hepimiz 'senciliz'... 
  Yok öyle birşey... Kimbilir kaç kere o televizyonda gördüğümüz kötü olaylar bizim başımıza gelmediği için şükrediyoruz... Sırf kendimizi daha çok düşündüğümüz için... O yüzden bunların hepsi birer 'ikiyüzlülük' aslına bakarsanız... Dışarıya gösterilen bir 'sencillik' ve içten içe büyüyen bir 'bencillik'... 
  Utanılmalı mı??? 
  Bilmem... Bana kalırsa doğamız böyle bizim...

2 Kasım 2013 Cumartesi

Hayat...

  Bu ara şunun farkına vardım artık... Hayat; hep bizim kontrolümüzde aslında... Hayatı çekilmez, ulaşılmaz yapanda biziz, güllük gülistan yapan da... 
  Herşey sizin kafanızda bitiyor aslında... Bugün mutluyum dediğinizde gerçekten de mutlu oluyorsunuz mesela... Ya da hayır illa dünyayı başıma yıkacağım dediğinizde de gerçekten yıkıyorsunuz... Sanki biraz da evrene mesaj gönderiyorsunuz ben mutsuz olmak istiyorum beni mutsuz et diye...
  Hayatımızdaki insanları ulaşılmaz yapanda biziz aslında... Haketmedikleri değeri verip tepemize çıkaran da.. Gözümüzde büyüten de... 
  Sanırım bazen küçümsemek gerekiyor hayatı... İnsanları... Yoksa o kadar devleşiyor ki herşey bir süre sonra baş edemeyeceğiniz boyutlara ulaşıyor... 
  Ben böyle durumları küçük bir çocuğun etrafa bakışı gibi düşünüyorum... Herşey ondan büyük ve onun bir yere çıkması birşeyleri alması için sürekli tırmanması ve efor sarfetmesi gerekiyor... Ve çocuk tırmanamadıkça daha da inat ediyor ta ki yorulup artık tırmanamayacak hale gelene kadar... Biraz düşününce bizim de bu hayatta yaptığımız şey aynısı aslında...  Önümüze çıkan engelleri aştıkça güçleniyoruz fakat bazen hem engeller büyüyor hem de bizim gücümüz tükeniyor... İşte o zaman aynı o küçük çocuk gibi ağlıyoruz ve atıveriyoruz kendimizi güvenli kollara... Ama bir de yoksa o güvenli kollar... İşte o zaman başlıyor bizim sınavımız hayatla...
  Benim sevdiğim bir söz var böyle durumlarda... Daha doğrusu bir talimat...
   'Nefes alın hayatta...'
  Şöyle güzel derin bir nefes çekin içinize ve sonra bütün gücünüzle geri verin onu... Yanında tüm sıkıntılarınızla birlikte...

1 Kasım 2013 Cuma

Cesaret...

  Bugün garip bir cesaret ve kendime güven günümdü... Keşke her zaman böyle olabilsem... Bir anda gelen ve neden olduğunu anlamadığım bu cesaret keşke hiç gitmese dedim... Ama biliyorum ki yarın yine başka biri olacağım... 
  Bazen sırf bu yüzden özlerim lise zamanlarımı... O ergenliğin verdiği cesaretle hiç tınlamazdım insanları... Kafamın estiğini yapar, bağıra bağıra konuşur, doyasıya gülerdim... Ahh o günler... 
  Şimdi o arada gelip gidenlerle idare etmek zorundayım... Neyse buna da şükür... Hiç gelmemesinden iyidir ha ne dersiniz???
  Bugüne ait keşkelerim; keşke daha çok gülseydim, keşke daha çok çılgınlık yapsaydım, keşke bazı şeyleri söyleyebilseydim açık açık... Yarın pişman olacağımı bile bile... 
  Bazen gerçekten gerekiyor bu çılgınlıklar... İnsanların atması gerekiyor bazı şeyleri şaşkın gözlerle onu izleyenlere rağmen... O yüzden eğer hala geliyorsa size o cesaret ve güven anları hiç kaçırmadan kullanın doyasıya... Belki bir daha gelmeyebilir...